‘Hikayemiz tek bir hikaye. Bütün romanlar, bütün şiirler, içimizdeki hiç bitmeyen iyi-kötü çekişmesi temeli üzerine kuruludur. Ayrıca bana öyle geliyor ki, kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor; oysa iyilik, erdem ölümsüzdür. Kötülüğün hep yeni, taptaze bir çehresi vardır, oysa erdem dünyada hiçbir şeyin olamayacağı kadar köklü ve saygındır.’
.
Cennetin Doğusu için Steinbeck şöyle diyor: ‘Hep bu kitabı yazmak istedim, bu kitabı yazabilmek için çalıştım, bu kitabı yazabilmek için dua ettim.’
Beklendikçe her şeyin daha güzel olacağına dair inancın bir meyvesi olsaydı bu kitaba benzerdi, kadim kaynaklardan beslendiğinden unutulmaz bir eser olarak.
.
Amerikan İç Savaşı’ndan Birinci Dünya Savaşı’na uzanan dönemde iki ailenin yer yer kesişen, yer yer çok uzaklara düşen hikayesini anlatıyor usta kalem John Steinbeck. Habil ile Kabil’in hikayesinden (ve İncil’den pek çok kıssayla) yola çıkarak öyle bir hikaye dinliyoruz ki.. Her karakterin kötülüğü kadar iyiliğini de yakalıyoruz, içindeki gölgelere kadar sızıyoruz onlara. Salinas Vadisi (ki yazarın diğer eserlerinden de aşina olduğumuz topraklar) avucumuzun içi kadar bildiğimiz bir yere dönüşüyor.
Mevsimler yıllara, yıllar kuşaklara evriliyor.
Lee, Cal, Sam, Adam gibi unutulmaz isimler bırakıyor geride.
Çok, çok sevdim Cennetin Doğusu’nu. Yazardan Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri’ni de okumuştum daha önce ama Cennetin Doğusu bana en çok dokunanı oldu..
.
Roza Hakmen’in müthiş çevirisiyle~