Sümeyye Arzakçı profil resmi
"Kadın olmak cesaret ve yalnızlık ister hemde tüm zamanlarda." http://anitsayac.com
621 okur puanı
05 Kas 2018 tarihinde katıldı.
  • Sümeyye Arzakçı paylaştı.
    391 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Mevsim; kış, aylardan şubat, dışarda yağmurun damla damla güven veren huzurlu sesini bastıran, hırçın rüzgarın, uğultusu...
    İçerde; kitaplarım, yanı başımda çalan bu kederli müzik https://youtu.be/ISnf0jda6zQ hüznümü derinleştiriyor. Ortam sıcak fakat yüreğim buz tutmuş, ruhumun benliğini hüzün sarmış (Ah! Pek kıymetli şahsiyetin hüznü beni esir almış) Genç ve deneyimsiz yüreğim bir başına ve kimsesiz. Yazmak yazmak, parmakları yorulurcasına, hüznüne hüzün katarcasına Mehmed Uzun' a layık olacak sözler arayışı içersindeyken bu yorgun ve cahil yüreğim yazmak istiyor...

    Ama nasıl? Ama hangi sözcüklerle? Hangi seslerle? Yok edilen, varolmadığı öne sürülen, büyükbabamın, ninemin bana miras kalan,
    Mezopotamya' nın çok dillerinden biri olan, zengin dili Kürtçe ile mi? Ya da sistemin beni zorla öğrenilmesine mecbur bıraktığı, ana dilim ile yerlerini değiştirmeye kalkıştığı, asimile olmama sebebiyet veren, sadece "Türk' ün gücü, Türk milli" düşünceleri ile bana zorla dayatılan Türkçe ile mi?
    Türkçe ile yazacağım, sisteme yenik düşeceğim. Kendimi ifade etmekte güçlük çektiğim, düşüncelerimi aktaramadığım beni ben yapan dilim Kürtçe ile değil (hebunamin zimane min e). "Benim olmayan, benden aykırı olan, insanlarımın zorla öğrenmeye mecbur bırakıldığı, Türkçe ile yazacağım!" Fakat sanmayın ki Kürtçe de yazmayacağımı onu da yapacağım.

    Kitapta bahsi geçen ve Mehmed Uzun' un zor gününde imdadına yetişen, sürgüne, uzak diyarlara İsveç' e gitmesine yardım eden ve en yakın arkadaşlarından olan Necmettin Büyükkaya' nın söylemiş olduğu bu güzel sözün doğruluğuna değinmek isterim;

    "Eğer bizim için dilin bir önemi yoksa başka bir şeyin de önemi olamaz, çünkü dil, bizi biz yapan ruhtur, güçtür." (352)

    Ne kadar da doğru bir söz. Çünkü dil beni ben yapan, benim varolduğumu ispatlayan en önemli, birincil etkendir. Fakat gel gelelim Türkiye' de bu durum söz konusu değildir. Kürt dili her zaman yok edilmeye maruz bırakılmış ve varlığı inkar edilmiştir. Bu nedenden dolayı tarih birçok isyana, savaşa, ölümle biten birçok olaya, tanıklık etmiştir. Bu durum bizim büyükbabalarımızın tarihinden ta ki yeni jenerasyonlar dönemine kadar süregelmiştir. Ve ne yazık ki böyle de devam etmektedir...

    "Eğer bu dil, tüm yaşadığı felaketlere ve musibetlere rağmen hâlâ varlığını sürdürebiliyor ve sen de bu dille roman yazabiliyorsan, dilin ciddi zenginlik kaynakları var demektir. Diliniz güçlü, buna inanıyorum, yer altındaki mücevher gibi onu çıkarıp işlemek, ona şekil vermek gerekiyor sanırım." (312)

    "Dil, değerli, zengin ve önemliydi." (335)

    İnceleme girizgahımda öncelikle dil ve sesten başladım. Çünkü yazar bu kişisel öyküsünün yanında, her anlatısında değindiği nokta dil ve dilin önemi olmuştur. Pek tabii bu dil ölmeye mahkum edilen Kürtçe' dir. Kürtçe edebi roman yaratabilmek ve onun ölümsüzlüğe kavuşması tek gayesidir. Kitabın ismi yani Ruhun Gökkuşağı' nın da bir hikâyesi vardır. Güzel şahsiyet bu hikayesini kitapta şöyle yazmıştır;

    "Fırat Nehri' ne doğru giderken dedem karşımızda, Fırat' tan yükselen gökkuşağını göstermiş ve mutlaka ona ulaşmam gerektiğini söylemiştir." (337)

    Ve bunu da en güzel şekilde başarmıştır. Bırakın gökkuşağına ulaşmayı; çok yönlü, çok dilli, çok kültürlü nedeni ile gökkuşağının kendisi olmuştur. Dedesi ve babasının onu okula göndermesi ile hayatında yeni bir sayfa açılmıştır. Lakin bu hayat "zalım" bir hayat olmuştur. Daha okulun ilk günü İstiklal Marşı okunduğu sırada ciddiyetin farkında olamamış ve arkadaşıyla Kürtçe dili ile fısıltı şeklinde konuşmuştur. Bunu fark eden vicdan yoksunu öğretmen, yazarın o küçük, narin çehresine bir tokat atmıştır! O çoçuk bu tokattın acısını hiçbir zaman unutamamaştır. Çünkü o tokat sadece ona değil, atalarına, diline ve varlığına atılmış bir tokat olmuştur...

    "Kürtçe kelimelerin ölümü öteki dillerdeki kelimelerin ölümüne benzemiyordu. Onlar öldürüyordu." (Kader Kuyusu)

    Sürgün edilen yazar, sürgün hayatını, Kürt diline, modern Kürt edebiyatına ve daha birçok güzel şeylere adamıştır. Kendi gibi birçok değerli şahsiyet tanımış onlarla dost olmuştur. Dostlarından biri de kitaplarıdır. Ve kitapların yazarları Gunnar Ekelöf, Kavafis, Johannes Edfelt, Lagerlöf, Lagervkvist, Sachs, Ovidius...

    Mehmed uzun bu kişisel öyküsünde çocukluğundan-gençliğine, cezaevinden-kitaplarına, memleketinden- İsveç' e olan yaşantısını mümkün olduğunca ve son derece samimi - eleştirel bir dille kaleme almıştır. Bu özyaşam öyküsünün yanında ağırlıklı olarak Dicle'nin Sürgünleri kitabının yazılma serüvenini, Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık ve Nar Çiçekleri kitaplarının; "Bölücülük ve terör propagandası yapıldığı öne sürülerek Ankara ardından İstanbul DGM tarafından yasaklanıp, kitapların toplatıldığı ve Mehmed Uzun ile yayınevi editörüne hapis cezası istenildiği dönemler anlatılmaktadır. Bu zor ve utanç verici dönemde "İsveç halkı ve Yaşar Kemal gibi pek kıymetli şahsiyetler yazarın destekçisi olmuştur." Yurtdışında Amnesti İnternational ve çeşitli ülkelerin Pen kulüpleri onunla, davasıyla ilgilenmiş ve İsveç' te olduğunu öğrenen İsveç Pen kulübü, bir arkadaşı vasıtasıyla Mehmed Uzun' u kulübe çağırmış ve onların zamanla artan destekleri, bu yoğun ilgileri yazarı çok mesud etmiştir. Mehmed Uzun kitapta, kitaplarının okunmasına ilişkin yazdığı bu yazıyı: "İlk yazmaya başladığımda, yasaklanmış dilimden dolayı, neredeyse hiç okuyucum yoktu ve eğer bugün beni canıgönülden okuyan beş okuyucum varsa, dünyalar benim olacak." (141) Bu duygu yüklü anlatıyı okuyunca, hem yüreğim de bir sızı hissetmiş hem de isteğine kavuştuğu için mutlu olmuştum. Kitapta ayrıca modern dünya edebiyatının, usta yazarlarının anlatılması, anlatılarına yer verilmesi, okuyucuda merak uyandıracak nitelikte ve hoş.

    Kitabın içeriğinden Mehmed Uzun' dan daha da bahsedebilirim. Lakin sizlerin okuyup, onu içten hissetmenizi, anlamanızı isterim. Yazarı hiç okumamış arkadaşlara tavsiyem; bu kitabı sonra okuyun, önce kitapta bahsi geçen kitapları okuyun. Okuyun ki yazarı daha iyi anlayabilesiniz. Sizlere Mehmed Uzun' u okuyun diyeceğim, diyorum. Ama onu, benden daha çok sevmeyin, istemem :). Onu okurken, sizinde tüyleriniz ürperiyor mu? Yüreğiniz sızlıyor mu? Tarihinize, kültürünüze olan yoğunluğunuz artıyor mu? Acizliğinizi görebiliyor musunuz? Cahil oluşumuzun farkına varıyor musunuz? Peki, birey olarak hiçe sayıldığınızını fark ediyor musunuz??? Belki sizleri bilmiyorum ama ben iliklerime kadar hissediyorum, fark ediyorum...

    Daha eşit yarınlar da yaşamak ümidi ile. Keyifli okumalarınız olsun
  • - zaman durmuş, mekan yok artık. Düşüncemin düşüncesi uzaklarda renksiz uzay boşluklarında yitiyor, her şeyi yansıtarak.
    Mehmed Uzun
    Sayfa 61 - İthaki yayınları 2. Baskı
  • Bu yeni dönemin en önemli özeliği unutmaktı, her şeyin unutulması, zihinden, yürekten, ruhtan, günlük ilişkilerden, geleneklerden, mekandan, hayattan sökülüp atılması gerekiyordu.
    Mehmed Uzun
    Sayfa 60 - İthaki yayınları 2. Baskı
  • - Çoktan yitmiş olan hayatımın o tek mutlu dönemine dönebilmeyi düşlüyorum.
    Mehmed Uzun
    Sayfa 34 - İthaki yayınları 2. Baskı
  • Zaman yolculuğunun mümkün olmadığı ve hiçbir zaman olmayacağı konusunda sahip olduğumuz en iyi kanıt gelecekten turist sürüleri tarafından istila edilmemiş olmamamızdır.
    Stephen W. Hawking
    Sayfa 138 - Alfa yayınları 3. Baskı
"Kadın olmak cesaret ve yalnızlık ister hemde tüm zamanlarda." http://anitsayac.com
621 okur puanı
05 Kas 2018 tarihinde katıldı.

Beğendiği yazarlar 6 kitap

  • Virginia Woolf
  • Furuğ Ferruhzad
  • Erich Fromm
  • Dan Brown
  • Haruki Murakami
  • Nazan Bekiroğlu