Körlerden birine , özgürsün, diyorlar. Onu dış dünyadan ayıran kapı açılıyor. Git haydi, özgürsün, diyoruz tekrar. O yerinden kıpırdamıyor. Sokağın ortasında hareketsiz duruyor . O da ötekiler de duruyorlar , korkuyorlar , nereye gideceklerini bilemiyorlar. Çünkü rasyonel bir labirent olan akıl hastanesinde (böyle tanımlanıyor orasi) yaşamak ile önümüzde bir rehber olmadan ya da bir köpegin tasmasını tutmadan aklını kaybetmiş bir şehrin labirentine , sadece mekanları belirleyip oraya goturen yolları gösteremediği için bellegin ise yaramadığı o labirentin içine girmeyi göze almak arasında bir kıyaslama yapamıyorlar.
Hayır artık dayanacak gucum kalmadı. Tanrım! Neler yapıyorlar bana ! Kafama buzlu sular akıtıyorlar! Beni dinlemiyorlar, neler cektigimi görmüyorlar. Ne yaptım ben onlara ? Niçin çektiriyorlar bana bütün bu acıları? Benden , benim gibi garip bir insandan ne istiyorlar ? Ben ne verebilirim ki onlara? Neyim var ki , ne vereyim ? Onların bana çektirdiği bu acılara dayanacak gücüm yok, basim cayır cayır yanıyor, her şey gözlerimin önünde fırıl fırıl dönüyor. Kurtarın beni ! Alın beni bunların elinden ! Bana şimşek gibi hızlı atlar koşulu bir troyka verin!
Şu ötelerde usul usul ağaran ev benim evim mi ? Ya pencerenin önünde oturan kadın...annem mi? Anacığım, kurtar bu perişan oğlunu! Onun ağrılı bascagizina gözyaşlarını damlat! Bak neler çektirdiler ogulcuguna! Zavallı ogulcugunu bağrına bas, anacığım! Ona bu dünyada yer yok! Her yerden kovup kovaliyorlar onu. Anacığım! Şu zavallı yavruna acı! Birden aklıma geldi .. Cezayir beyinin tam burnunun altında kocaman bir beni olduğunu biliyor muydunuz?