Zamanın , ekonomik şartların getirisi ne olursa olsun; dik duruşunu , ahlaki değerlerini korumaya çalışan zavallı bir babanın hikayesiydi okuduğum kitap. Bitirdikten sonra şöyle bir dönüp ilk sayfalara bakınca Ali Rıza Beye demek isteyeceğim tek cümle şu oldu: " Büyük konuşma Ali Rıza Bey, kimseyi kınama."
İstifa etmesiyle birlikte Ali Rıza Bey baba olarak bütün saygınlığını da feda edeceğini nereden bilebilirdi ki? Evlatlarının gerçek yüzünün bu denli karanlık olduğunu nasıl bilebilirdi? Öncesinde bildiği tek şey Ferhunde'nin yanlış insan olduğuydu. Ama onun "hayır" cevapları ev içinde o kadar baskı altına alındı ki artık her şeye "evet" demek, ailesinin uçuruma yuvarlanışına seyirci kalmak durumunda kaldı. Bunda şüphesiz suçun en büyük sahibi eşi, hayat yoldaşı olan Hayriye Hanımın bir kez bile kocasının arkasında durmayışıydı.
Çocuklarının birer yaprak dökümü gibi dağılmasını izlerken Ali Rıza Bey'in ruhunun , özü kurumaya yüz tutmuş bir çınar ağacı gibi yok oluşunu izledik. Ve bu koca çınarın ruhunu , değerlerini ne yazık ki hastalığına ve hayat şartlarına feda edişini...
İnsanların hangi dönemde olursa olsun gösterişin , şarafatın, zenginliğin peşinde koşmaları ne acı. Ve Ali Rıza bey gibi dürüst insanların yok oluşu...