Tabii dünya Amerikanlaşıyor derken, o kültürün köküne inmiyoruz; Shakespeare ne diyor, James Joyce ne yazmış diye bakmıyoruz. Dünya blucin giyiyor, Coca Cola içiyor. Adana kebabıyla viski içmeye kalkıyor. Ve daha garibi dünya, Dallas dizisindeki gibi yaşamaya çalışıyor. İste bu tip bir yaşama biçimi insanlık değerlerini tahrip ediyor. Tek tipleşme çıkıyor ortaya. Şayet esmer derileri, çekik gözleri olmasa Filipin sokaklarında olduğumuzu anlamak güçleşiyor meselâ.
Belki de şahsiyet dediğimiz şey bu, yani hâfızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onların birbiriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.
Eğer yaşamak kelimesinin mânası her şeyden mahrum olmak ve ıstırap çekmekse, her an küçülmek ve bunu nefsinde her lâhza duymaksa, bir türlü aşamayacağı bir çemberin içinde durmadan çırpınmaksa, şüphesiz ben de, benimkiler de en derin șekilde yaşıyorduk.