Aşk nesnesini "tüm yüklemleriyle", varlığını öyle olduğu hâliyle ister. Aşk "nasılsa"yı ancak öyle olduğu müddetçe arzu eder -bu onun kendine özgü fetişizmidir.
Pepel: "Küçük yaştan beri hırsızlık yapıyorum... Herkes bana hırsız Vaska, hırsızın oğlu Vaska derdi! Madem öyle, alın hırsız oldum işte! Anlıyor musun? Belki kötü insanlar yüzünden, belki de hiç kimse bana başka bir isim vermediğinden hırsız olmuşumdur... Sen Nataşa... Sen ver bana başka bir isim, olmaz mı?"
Luka: "Gerçek diyorsun ya hani... Gerçek her zaman yararlı değildir insana... Mesela vaktiyle adil ülke diye bir şeye inanan adam tanırdım... 'Bu dünyada adaletin olduğu bir yer olmalı,' derdi... Güya burada değişik, iyi insanlar yaşıyormuş! Birbirlerine saygı, sevgi gösterip karşılık beklemeden yardım ediyorlarmış ve...hepsi de dürüst, onurlu insanlarmış! İşte bu adam da hep o adaletli ülkeyi bulmak istiyordu... Yoksuldu; yaşamı berbattı...ama onca yokluk içinde yaşarken, her an düşüp ölecekmiş gibiyken bile inancını kaybetmez, gülümseyerek, 'Boş ve hepsi geçecek! Az daha sabredeyim; nasılsa kurtulacağım bu yaşamdan ve adil ülkeye gideceğim,' derdi. Tek mutluluğu o ülkeydi..."
Pepel: "Ee, gidebildi mi?"
Bubnov: "Nereye be? Ha, ha!"