Geçilen dar ve karanlık geçitlerde yontulmuş acılarımız sivrileşip her gün biraz daha acıtır ruhlarımızı. Çekilen acı, yaşanan, yaşanacak olan ve hiç yaşanmayacak olanların acısıdır; ihtimallerin, olasılıkların acısıdır. Varolma ve yok olmanın iç içeliğinin trajik öyküsünü anlatır o acı. Hiç varolmamış gibi yok olmayı anlatır her an yok olacakmış gibi varolmayı anlatır ve aslında yaşamın kendisinin en büyük trajedi olduğunu anlatır.
ÇelikDG öncelikle kuyu bir detay değil metafor. Sizin bunu anlayabilmeniz için kitabı okumanızı tavsiye ederim. İnsanın kuyusunun içinde bulunduğu çaresizlik olduğunu anlarsınız. Ayrıca detayların olmadığı bir bütünlük söz konusu olamaz. Bütünü oluşturan detaylardır.
İçinde öksüz kalmış aşkların izdihamını taşıyan bedenlerin söyleyecek çok sözü vardır. Müzik, bu sözleri dillendirmek için eşsiz bir enstrümandır. Her beden, yetimi olduğu duygunun sesini arar, bulur ve o sesle arasında görünmez bir köprü kurar. Bu köprü, kimsenin duymadığı ama herkesin kalbinde tanıdığı sessizlikten yapılmıştır.
Duygunun doyuma ulaşmasıyla birlikte, köprü aynı sessizlikle yıkılır. Ardından yeni bir duygu belirir; yepyeni bir ses, yepyeni bir bağ kurulur. Böylece duygular birbirinin yerine geçerken, her defasında farklı bir ahenk doğar.