Bir mucize tanıyorum ben,
hayatın göğsüne asılı duran, keskin katarları reddeden, tümde çok, özelde az, çoğaltılmayı bekleyen, beklentinin anasını ağlatan, çaresizliğin çare olduğu bir mucize.
Güzelliği karşısında insana diz çöktüren,
akışın aklını alırken, kalp hastası olmasına karşın, deliliğiyle mantık sınırlarını zorlayan, bazen soğuk algınlığı, bazen alevli bir kırkikindi yağmuru.
Onu böyle teşpihlerle anlatmaya, tanıtmaya çalıştığıma bakmayın.
O aslında kelimelerin, cümlelerin fezasında ancak ve ancak bir yıldız tozu kadar anlatılabilir. Halbuki o evrenin ta kendisidir.
Hakikati, yalnızca yaşayanların malûmu bir sır, sırrı sadece sevenlerine ayan,
şeytanların ve Tanrıların kıskandığı virane içinde hazinedir.
Mutluluk, içten alınan bir tavırdır ve gerçekte yaşanılan dış olaylar ile fazla ilgisi yoktur. Parasız ve partnersiz mutlu değilsek, bunlar olduğunda da mutlu olamayız.
Zira mutluluk, hep içten dışa doğru oluşur.
Mutluluk verirsek mutluluk alabiliriz. Burada, bir villada mı, yoksa otuz metrekarelik bir evde mi olturduğumuzun bir rolü yoktur. Her ikisinde de mutlu veya mutsuz olabiliriz.
Doğru İstersen Olur