Saati epey ilerlemiş birgünden yazıyorum sana bu kelimeleri. Huzursuz huzursuz tavana baktığım ışığın odayı ne kadar çok aydınlattığı saatler bunlar.Mutluymuş gibi görünmek güldürüyor olsada bazen , senden gelecek bir sözle kuşların içimde kanat çırptığınıda hissedebiliyorum.Ama şuan kararsızlıklar içinde her saniyenin hesabını yapıyorken zulümlerin en zulümünü yaşıyor bu yürek .Koparılan bir et parçası olsa keşke koparılan umudun yerine .Lüzümsüz verilen savaştan yorgun çıkmak yıldırmadı beni. Umutsuzluğun çökünce yüreğime zalimlerin türküsünü dinlerim her gece sana hasret kalmanın kuralıdır bu bende .Hasret kalmak ki en acınası hallerimle sana koşmak eteğinden tutup dur nereye gidiyorsun lan hayalini kurmuşken beynim, kalbim şimdi sırası değil diyor yorgun zamana karşı .Az önce dediğim gibi saati epey ilerlemiş bir günden yazıyorum sana bunları masamda koskoca heybeni sakladım içten pazarlıklı ruhunda var.Saatin sesi vurdu duvara çekilmeliyiz bu yoldan şimdi zamanı değil gülüp eğlenmenin mutlu olmanın dedi adam. Kadın uzattı saçlarını önüne sonrasıysa saçların ardından dökülen gözyaşı oldu ...