Kitap Budism tartışmasıyla başliyor. Lacancı ve Hegelci bir analiz yapıyor. Ortalarına doğru film incelemeleriyle beraber fedakarlıkla ilgili tartışıyor. Bunun budizmle bağlantısı budizmin bazı yorumlarındaki fedakarlık anlayışından yola çıkarak bu tartışmayı veriyor. En sonda dişil eril üzerine tartışıp marxist bir toplum incelemesiyle bitiriyor. Kitap boyunca tartışma verdiğim üç örnekde de olduğu gibi bir konuyla başlayıp başka konuyla bitiyor. Bu da işin özünde Zizek, Lacan, ve Hegelin dünyayı nasıl algıladığıyla alakalı. Bana kalırsa bu algı, anlatı olarak algılamak ya da analist diskur (Lacancı anlamda) diyerek sınıflandırılabilir.