"Şu sıralar ağaçların yeniden tomurcuklanmasına merak saldım. Belki basit bir ilgi gibi görünebilir ama ruhumdaki yankısı bambaşka... Köklerinden vazgeçmeden; ne kışa ne sonbahara ne de onca fırtınaya boyun eğmeden hâlâ çiçek açabilen o ağaçları izliyorum.
Uzun bir aradan sonra köklerimin ait olduğu evdeyim; çocukluğumun geçtiği, gölgesinde dinlendiğim o ağaçların altında. Onlarla birlikte yaş aldığımı bugüne dek hiç fark etmemişim. 'Bunca zaman ne değişti?' diye soruyorum kendime. Cevap hep aynı: Hiçbir şey. Sadece ruhum eskisinden daha yorgun. Hayallerim, her düşündüğümde cam kırıkları gibi batıyor kalbime. Gerçekleşmeyen hevesler, açılmayan kapılar ve hep beni teğet geçen umutlar arasında akıp giden bir yaşantı bu... Kim ister ki hüzne sığınmayı? Kim ister kapanmayan bir yarayla, geçmeyen bir sızıyla yaşamayı?
Biliyorum, belki de ölene dek bu kederle imtihan edileceğim. Tek tesellim ise 'keşke'lerimin olmayışı. 'Şunu da yapsaydım' dediğim hiçbir şey kalmadı; elimden geleni yapıp bir şeylerin değişmediğini gördüğüm o noktada köşeme çekildim. Ama artık burası da dahil, hiçbir yer bana ait değilmiş gibi.
Yine de bu bir arayış... Çocukluğumun geçtiği bu evde eski benliğimi, yitirdiğim o ışığı arıyorum. Ağaçlara bakıp onlara imreniyorum; onlar kadar güçlü olamadığım, bir dallarında tek bir çiçek dahi açtıramadığım için hayıflanıyorum. Zamana direnememek, insanın o en zayıf yanı, tam da bu olsa gerek."