Ama insanlar en nihayetinde insanlar, ne kadar rahat bir ortam içinde yaşıyor olurlarsa olsunlar. Yalan söylüyorlar, gizli kapaklı işler çeviriyorlar, ihanet ediyorlar ve onlara ne kadar verirsen ver hep daha fazlasını istiyorlar...
Chicago'nun başka bir köşesinde bir Nükleer Araştırma Enstitüsü yer alıyordu. Burada insan doğasının gerçek kıymeti hakkında bazı teorileri olan ancak henüz bunu ölçebilecek herhangi bir kantitatif cihaz icat edilmediğinden bundan kısmen utanan kişiler çalışıyordu. Ne zaman bu konu hakkında düşünseler cennetten bir ışığın inmesini, insanoğlunun her türden masum ve enteresan icadı ölümcül bir silaha dönüş türen doğasına (ve kahrolasıca pratik zekasına) ket vurmasını dileyecek kadar oluyorlardı.
Keşke düşünebilseydi... İşte asıl sorun buydu. Düşünemiyordu. Keşke tüm hareketleri, tüm eylemleri durdurabilseydi. Keşke tüm evreni iki saniye arasında yakalayabilse, ona durmasını emretse ve tüm bu olan bitenleri adamakıllı düşünebilseydi. Bir yolu olmalıydı.