Ölüm temalı bir kitap. Yazarın da ölüm korkusunun olduğunu yer yer görüyoruz. Çeviriden kaynaklı duygunun pek geçmediğini düşünüyorum ki insan "Bunlarınki de dert mi?" diyor. Belki kendi dilinde okuma şansım olsaydı daha derin hissedebilirdim. Öte yandan farklı şehirlerden Yalom ile görüşebilmek için şartlarını zorlayan danışanları görüyoruz. Yalom'un ücret ve zaman konusunda ne kadar titiz olduğunu da gözlemleyebiliyoruz.
Hayatta her insan için bir dönüm noktası vardır. Burada beni etkileyen altıncı bölümde Justin'in Astrid'e deli gibi kızması hatta dişlerini sıkarak arada fısıltı gibi bir konuşmayla," Hiç değilse çocukların için toparlan," sözüyle onu hayata bağlaması Astrid için bir dönüm noktasıdır. Sonrasında yaşama tutunamamış olsa da o anda tutunacak oradan kalkacak gücü bulabilmiştir. Justine ise bu yaptığının farklında değildir çünkü hastanedeyken ona çok kızmıştır. "Her şeyi vardı. İyi bir kocası,parası vs. Ama o mutlu olmuyordu. Çok kızmıştım,delicesine kin duymuştum," der.
Marcus Aureliun'dan çok bahsetmiştir. Sonlarda kendisi için şu bölümü seçmiştir.
"Doğayla uyum içinde ol ve memnuniyetle tamamla yolculuğunu. Olgunlaşan bir zeytinin, düşerken kendisini yaratan doğaya ve üstünde büyüdüğü ağaca şükran duyması gibi."