“Memnuniyetle” diye mırıldandı ilkin. “Elimden geleni yapacağım. Fakat…Bu kitap sizin dilinizde kalması gerekmez mi? Kutsallık, ait olduğu yerde saklanmamalı mı?
Önder, bir an sustu. Bakışları, uzaklardaki zirvelere takıldı. Sonra başını yavaşça Aytek’e çevirdi. Gözlerinde, çağları aşan bir sessizlik vardı.
“Tanrı’nın dili yoktur, Aytek,” dedi. “O, zamandan ve mekandan arınmış haliyle’ dile ihtiyaç duymaz. Dil yalnızca mesajın taşıyıcısıdır. Ve bir kutsal söz yalnızca tek bir dilde kalırsa, insanlar gelecekte o dili Tanrı’nın dili sanabilir. Bu yanılgı, hakikatin üzerinde perde çeker. Bu yüzden mesaj, olabildiğince çok dilde yankılanmalıdır…Çünkü Tanrı’nın sesi, rüzgar gibi, her yere ulaşmalıdır.”