ılgın

Rory karşıma çıkayım deme
Puan vermedi·344 syf.··
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 22:30
Adelaide benim için bir aşk hikâyesinden çok bir kimlik kaybı anlatısıydı. Roman boyunca Adelaide’in en büyük yanılgısı fazla sevmesi değil, kendini sevginin içinde silikleştirmesiydi. Rory’yi idealize ederken kendi değerini onun ilgisine bağladı ve yaşanan her sorunu kendinde aradı. İlişkideki duygusal asimetri baştan itibaren hissediliyordu. Adelaide büyük jestler yaparken Rory’nin toksik olması bok gibi hediyeler vermesi güç dengesini açık ediyordu. Bu yüzden Adelaide bence fazla bile bekledi o doğum günü hediyesinden sonra Rory’i çoktan şutlamıstım. Toparlanma kısmı ise bende daha karışık bir his bıraktı. Adelaide’in intihara meyilli bir noktaya gelmesinden sonra terapiye başlaması ve ilaç kullanması gerçekçi bir adım. Ancak sonrasında hayatın hızla düzene girmesi, sosyal çevrenin sağlam durması ve yeni bir flört ihtimalinin belirmesi biraz fazla pürüzsüz ilerliyor. Böylesine derin bir kimlik kaybından sonra iyileşmenin daha dalgalı, daha geri dönüşlü olmasını beklerdim. Bu yüzden final umutlu olsa da tam anlamıyla ikna edici gelmedi. Yine de roman, sevgi ile bağımlılık arasındaki ince çizgiyi görünür kılıyor. Adelaide’in kaybı aslında Rory değil, onun üzerinden kurduğu kimlikti. Bu açıdan kitap, aşkın değil, kendini kaybetmenin hikâyesi olarak kalıyor.
AdelaideGenevieve Wheeler · Kairos Kitap · 20251,870 okunma
Reklam
On Tyranny Üzerine
Puan vermedi·128 syf.··
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 14:23
On Tyranny benim için bir tarih kitabından çok bir refleks kitabı oldu. Otoriterliğin nasıl geldiğini değil insanların ona nasıl zemin hazırladığını gösterdi. Kitabı bitirdiğimde korkudan çok netlik kaldı. En güçlü farkındalığım şu oldu. Demokrasi dış tehditlerle değil iç konforla zayıflar. En çok gerçeğin görecelileşmesi bölümü üzerinde durdum. Demokrasi ortak bir gerçeklik zeminine ihtiyaç duyar. İnsanların gerçeği bilmemesi değil bilmek istememesi daha tehlikelidir. Kendi inançlarını korumak rahattır. Gerçeği kabul etmek ise sorumluluk ister. Ve çoğu insan sorumluluğun yükünden kaçabilir. Önceden itaat fikri de çarpıcıydı. Baskı gelmeden uyum sağlamak çoğu zaman korkudan değil güvende kalma arzusundan doğar. Belirsizlikten kaçarken sistem hızlanır. Bu noktada anladım ki demokrasi ancak onu ayakta tutan karakter kadar güçlüdür. Demokrasinin seçimle değil eleştiri güvenliğiyle ölçüldüğünü görmek de önemliydi. Kamusal alanda susmak nötr değildir. Boşluk yaratır ve o boşluk güç tarafından doldurulur. Mesleki etik bölümü kitabı kişisel hale getirdi. Otoriterlik fanatiklerden çok görevini sorgulamayan profesyonellerden güç alır. Küçük çıkarlar biriktiğinde büyük yapılar değişir. Bu kitabın bende bıraktığı en net karar daha çok sorgulamak oldu. Çünkü demokrasi bir sistemden önce bir karakter meselesidir.
On TyrannyTimothy Snyder · Tim Duggan Books · 2017812 okunma
Kendine Ait Bir Oda Üzerine
Puan vermedi·120 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 17:30
Bu kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim. Oda dediğimiz şey aslında tek bir şey değil. Önce zihinsel özgürlük. Sonra ekonomik bağımsızlık. Sonra fiziksel bir alan. Eğer zihnin özgür değilse, kapıyı
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · Karbon Kitaplar · 201848,1bin okunma
başkalarının tanrısı olan musa?
Puan vermedi·160 syf.··
2026 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 03:34
spoiler içerir- bu kitabı okurken beni en çok rahatsız eden şey karakterlerin sürekli aynı duygusal yerde kalmasıydı. şehrin onları istememesi geçmişten kopamamaları dışlanmışlık hissinin tekrar etmesi bir noktadan sonra dramatik değil boğucu gelmeye başladı. bir kırılma ya da dönüşüm bekledim ama metin bilerek o karanlık yerde kaldı. sonunda şunu düşündüm. bu sabitlik bir eksiklik değil bir mahkûmiyet olabilir. musa değişmiyor çünkü değişemiyor. zihnindeki parçalanma yangınla birlikte sanki temizleniyor ama o yine başkalarının tanrısı olarak kalıyor. bu rol bir güç değil bir yük. ondan kurtulduğu anda sadece hayatta kalmaya çalışan insanların varlığını görüyor onlardan biri olmaya çalışıyor ama başaramıyor. çünkü insan olmayı değil işlev olmayı öğrenmiş. belki musa değişmek istemiyor sadece yorulmuş. rolünden yorulmak dönüşüm değildir. tanrı olmak istemiyor ama insan olmayı da bilmiyor. ve belki de asıl trajedi tam olarak burada.
Başkalarının TanrısıMine Söğüt · Can Yayınları · 20225,1bin okunma
Puan vermedi·296 syf.··
2026 1. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 17:14
Spoiler içerir— Bu kitabı İngilizce okumaya başlarken gerçekten zorlandım. Anlatım dili ve kelime seçimi beni yavaşlattı; bazı bölümlerde metnin ağırlığını hissettim. Ama ilerledikçe dile alıştım ve kitabı sadece anlamaya değil, hissetmeye de başladım. Bu süreçte okur olarak benim de değiştiğimi fark ettim. Olayların Scout’un gözünden anlatılması beni özellikle etkiledi. Scout’un dünyayı kesin yargılarla değil, sorularla anlamaya çalışması bana da eşlik etti. Bir çocuğun henüz tam oturmamış ahlaki bakışı, olayları daha dürüst ve filtresiz görmemi sağladı. Maycomb başta sakin ve güvenli bir kasaba gibi dursa da, okudukça bu sessizliğin altında ne kadar yoğun bir önyargı ve dışlama olduğunu görmek rahatsız ediciydi. Atticus’un çocuklarını yetiştirme biçimi bana bu hikâyedeki en güçlü duruşlardan biri gibi geldi. Scout ve Jem’in empati kurabilen, sorgulayan bireyler olmasında bunun büyük payı olduğunu düşünüyorum. Bazen annesiz büyümemiş olsalardı bu kadar erken olgunlaşırlar mıydı diye düşündüm. Kitabın adındaki bülbül metaforu ise benim için masumiyetle özdeşleşti; zarar vermeyen ama yine de korunmadığında yok edilebilen bir masumiyet. Kitap boyunca adaletin her zaman mahkemede değil, çoğu zaman toplumun içinde kaybedildiğini hissettim. Scout ve Jem’in aynı olaylara farklı tepkiler vermesi, aynı evde büyüyen insanların bile dünyayı ne kadar farklı algılayabildiğini gösterdi. Kitabı bitirdiğimde, To Kill a Mockingbird’ün bana doğru–yanlış cevaplardan çok, dünyaya nasıl bakmam gerektiğini öğrettiğini düşündüm.
To Kill a MockingbirdHarper Lee · Vintage · 200588,5bin okunma