İlk gençliğimde kendimi çekici bir erkek sanırdım; ama bu sanımı benimle paylaşacak bir kadın çıkmadığı için, bir süre ortalıkta mahzun ve kalbi kırılmış olarak dolaşmayı denedim.
Bilmiyorum. Büyük bir acı, belki bir aşk, belki de başka bir sarsıntı sonucu insan kendini önemli bir karar öncesinde; belirsiz de olsa, yaklaşan bir değişimin huzursuzluğu içinde bulabilir. Korkulu bir bekleyiştir bu: insan bu bilinmeyen sarsıntının yaklaştığını hissedince bir süre ne yapacağını bilemez. Sonra bütün gücüyle, belki de daha önce hiç hayalinden geçirmediği girişimlere atılır daha doğrusu kendini daha önce düşünmeye bile cesaret edemediği bir eylemin içinde bulur.
Yine Aytmatov yine Orta Asya bozkırlarında yürekleri dağlayan bir hikaye...
İkinci dünya savaşında cepheye giden babaların eksik bıraktığı sahipsiz çocuklarının buruk hikâyesi...
Aytmatov okurken kendimi o kültürün parçası hissediyorum, sanki benim hikayemi yazıyor sanki ben yaşıyorum...
Değeri tam olarak anlaşılmayan çok çok büyük bir yazar Aytmatov, onun karalama defteri olarak kullandığı defterinden, daha doğrusu beğenmediği için çöpe attığı o buruşuk kağıtlardan öyle hikayeler vardır ki emin olun ki yazarım diyen çoğu yazara hayat dersi verdirtir...
Yakarmak, ağlamak bir reddediş, bir başkaldırmadır. Ama ellerinden bir şey gelmediğini, gidenin geri gelmeyeceğini anlayıp susmak daha korkunçtur. Bu suskunlukta en karanlık düşünceler gelir insanın aklına.