Psikolog Oliver James depresyon üzerine yaptığı bir araştırmada, on iki aylık dönem dahilinde farklı ülkelerdeki duygusal sıkıntıları gösteren Dünya Sağlık Örgütü tablosuyla karşılaşınca şaşırmıştı. Tablonun zirvesinde yüzde 26,4'lük oranla ABD, en alttaysa sadece yüzde 4,3'le Çin (Şanghay) vardı. Tablodaki eğri, ülkeler geliştikçe depresyon oranlarının arttığını gösteriyordu. Ama Şanghay tümüyle gelişkin bir kentti. James araştırmak için Şanghay'a gitti ve can alıcı farkın öz-beğenide yattığı sonucuna ulaştı. ABD'de hükümet birimleri, okullar, ebeveynler ve kişisel gelişim kitapları öz-beğeninin pompalanmasını teşvikle uğraşıyordu. Oysa Konfüçyüsçü tevazu ısrarının Çin'deki egemenliği, kişisel eksiklikler üzerinde odaklanmayı getiriyordu. Dahası ABD'de dünyevi başarı tek ölçüt sayılırken, Çinliler bizzat mücadelede tatmin buluyordu. James ayrıca en saldırgan Amerikalıların, "kendilerine biçtikleri değer kabul görmeyen, büyüklük öz-beğenisinden mustarip" kişilerden çıktığını gösteren araştırmaları da vurgulayacaktı
Psikolog Carol Dweck bu hipotezi, New York'taki yüzlerce okul çocuğuna bir test yaptırıp ardından yarısını zekâları için ("Bunu başardığına göre akıllı olmalısın") yarısınıysa çabaları için ("Çok çalışmış olmalısın") överek sınadı. Övgülerin ardından öğrencilere bu sefer biri aynı seviyede, diğeri daha zor iki başka test arasında seçim olanağı tanıdı. Çabalarından dolayı övgü alanların yüzde 90'ı daha zor testi seçerken, zekâları dolayısıyla övgü alanların da yine neredeyse yüzde 90'ı daha kolay seçeneği yeğledi. Kısacası kısa bir övgü cümlesi muazzam etki yaratmış ve sonuçtan çok çabaya yoğunlaşmanın daha iyi olduğunu bir kez daha göstermişti. Dweck'in vardığı sonuç, zeki grup başarısızlık korkusuna kapılırken çabalayan grubun hatalardan ders almaya teşvik edildiğiydi. İki gruptan öğrenciler kendilerinden daha iyi sonuçlar alanlarla daha kötü alanların kâğıtlarına bakmaya davet edildiklerindeyse zeki gruptaki öğrencilerin hemen hepsi kötü puan alanlarla karşılaştırmaya girerek öz-beğenilerini artırma yoluna giderken, çabalayan öğrencilerin neredeyse tümü kendilerinden yüksek not alanların kâğıtlarına bakarak hatalarını görmeyi tercih etti. İzleyen testlerdeyse çabalayan öğrencilerin başarı oranı yüzde 30 artış gösterirken zeki öğrencilerde yüzde 20 düşüş görüldü. Kısacası başarıya giden yol, başarısızlığa odaklanmaktan geçiyordu
Psikolog Oliver James depresyon üzerine yaptığı bir araştırmada, on iki aylık dönem dahilinde farklı ülkelerdeki duygusal sıkıntıları gösteren Dünya Sağlık Örgütü tablosuyla karşılaşınca şaşırmıştı. Tablonun zirvesinde yüzde 26,4'lük oranla ABD, en alttaysa sadece yüzde 4,3'le Çin (Şanghay) vardı. Tablodaki eğri, ülkeler geliştikçe depresyon oranlarının arttığını gösteriyordu. Ama Şanghay tümüyle gelişkin bir kentti. James araştırmak için Şanghay'a gitti ve can alıcı farkın öz-beğenide yattığı sonucuna ulaştı. ABD'de hükümet birimleri, okullar, ebeveynler ve kişisel gelişim kitapları öz-beğeninin pompalanmasını teşvikle uğraşıyordu. Oysa Konfüçyüsçü tevazu ısrarının Çin'deki egemenliği, kişisel eksiklikler üzerinde odaklanmayı getiriyordu. Dahası ABD'de dünyevi başarı tek ölçüt sayılırken, Çinliler bizzat mücadelede tatmin buluyordu. James ayrıca en saldırgan Amerikalıların, "kendilerine biçtikleri değer kabul görmeyen, büyüklük öz-beğenisinden mustarip" kişilerden çıktığını gösteren araştırmaları da vurgulayacaktı
Burada muazzam bir ironi var: İyilik hissiyatı yaratmayı ve saldırganlığın önünü kesmeyi hedefleyen öz-beğeni pompalamasının depresyon ve şiddetin nedenleri arasında bulunması söz konusu. Ve çocukların yeteneklerini överek potansiyellerine ulaşmalarına yönelik girişimler belki de potansiyelleri engelliyor veya yok ediyor... Ebeveynlerin Çin yaklaşımını yeğleyip çocuklarını doğuştan yetenekleri yerine çabaları için övmeleri daha akıllıca olabilir.
Felsefe ile uğraşmak için henüz çok erken, ya da çok geç olduğunu söyleyen, mutluluğu için uygun vaktin daha gelmemiş, ya da geçmiş olduğunu söyleyene benzer.
Şu halde ihtiyar da, genç de felsefe ile uğraşmalıdır; birincisi bunu, geçmişin kendisine bağışladıklarını hatırlıyarak bundan duyduğu zevkle genç kalmak, ikincisi de korkusuzca geleceğe bakmak, böylelikle aynı zamanda hem ihtiyar, hem genç olmak için yapmalıdır.