Öğrenme çabası, öğrenmenin kendisinden daha değerli; belli bir amaç gütmeden düşünmek, düşünmenin en zevkli biçimi; zorlu bir beceriye dalmak, akış deneyimi, her türlü kavrayıştan daha tatmin edici; sevgi için çabalamak âşık olmaktan daha doyurucudur. Her şey kendisinin ödülü olmalıdır.
Mesele sadece az zamanın kalması değil, bunun yanı sıra geri kalan yaşam, geçmekle yetinmeyip bir de hızlanmaya başlar. Daha doğrusu ortaya huzur kaçırıcı bir etki çıkar: Kısa vadede bir türlü geçmek bilmeyen zaman uzun vadede hızlanıyormuş gibi görünür. Bu durumun psikolojik açıklaması, zaman ekseninin uzaysal bir boyuta benzemesidir. Perspektifli resim yapılırken iki nokta arasındaki mesafe, noktalar uzaklaştıkça azalır; iki nokta arasında ilgi çekici nesneler varken mesafe fazla, yoksa azdır. Zamansal eksende gençlik canlı olaylarla doludur veya olaylar, aralarında malum ilk seferin de bulunduğu bir dizi taze ilk seferler olduklarından daha canlı yaşanırlarken, gayesiz ilerleyen yaşlarda yaygın duygu hiçbir şeyin olmadığıdır. Orta yaşlardaki zaman bu yüzden hızlı geçiyormuş gibi görünür. Bu durum, daha dün yaşananları hatırlamakta zorlanırken gençliğe ait anıların neden canlı kaldıklarını da açıklamaktadır.
Küçülme
Her şey ufalır; beden ve tüm parçaları, beyin, karaciğer, penis ve özellikle kalp... Burada tek iyi haber psikolojik küçülmedir denebilir. Arada ego da küçülür.
Düşlerin nikâhı bittikten sonra gerçeklik afallatarak geri döner ve potansiyelin büyüsü tarafından bastırılmış sorunlar birdenbire su yüzüne çıkar. Çünkü hiç kimsenin "doğru" kişi olmayışı bir yana, eşini anında kalıcı, karşılıksız aşkla sarmalayabilecek, birlikte yaşaması kolay kimse de yoktur. Temel aksiyomlardan birdir bu: Birlikte yaşaması kolay hiç kimse yoktur. Sadece zorluk dereceleri vardır ve eşin parıldayan elmaslarla değil, itici inançlarla, alışkanlıklarla, nevrozlarla, ruh halleriyle, hastalıklarla, tutkularla ve kötü zevkle kaplı olduğunu (nahoş akrabalar ve kabul edilemez arkadaşları hiç saymıyorum) anlamak elzemdir.
Birlikte yaşamak tüm bu bayağılıkları ve sefillikleri ortaya serer. Mum ışığında baştan çıkaran parlak saçlar duş altında mat keçeye, coşkuyla kalkan uzuv, klozetin başında idrar sızdıran sarkık, büzüşmüş bir et parçasına dönüşüverir.
Peki, sevda söndüğünde ne yapmalı? Seçeneklerden biri Stoacı kabullenmedir; sevda söndüğünde çift evlenmiş hatta çocuk bile yapmış olabilir. Geleneksel toplumlarda yaygın seçenek buydu. Lampedusa'nın Leopar romanında Prens, aşkı "Ardında otuz yıllık kül bırakan bir yıllık yangın" diye betimlemekte ve fahişelere gitmekteydi. Günümüz dünyasındaki alternatiflerden biriyse orta yaşlı orta sınıf üyelerinin macera turizmi, yani zinadır. Bir başka seçenek farklı bir kabul etme, alev başka yerde canlandırılabiliyorsa neden küller arasında yaşamalı, neden hüsran kısmını atlayıp art arda sevda yaşanmasın diyerek sönen alevin yeni bir eş bulma gereğini işaret ettiğini anlamaktır. Bu tavır da pek gözdedir ama çocuk büyütmek istememeye ve yeni eşlere daima çekici görünebilmeye bağlıdır ki ikincisi, zaman içinde azalan bir özelliktir.