" Bugünlerde ne mahkeme var ne de polis; ortalık çeşit çeşit suçlamalardan geçilmiyor, bir tanesini gelişigüzel seçmen yeter. Büyük harflerle posterin üzerine yazıp duvara yapıştırıyorsun, sonrasında elini kaldırmana bile gerek kalmıyor, birileri senin suçladığın kişiyi ölüme kadar kovalıyor.."
Çocuğum bu gece mektepte... Onun şimdi temiz bir mektebin, temiz bir yatağında, masum çocuklar, merhametli muallimler arasında yattığını düşündükçe; başıma taç giyerek bir hükümdar tahtına oturmuşum gibi seviniyor, gururlanıyor, bayram ediyorum.Zehra kurtuldu ...
Bazılarımız anadan doğma savaşçıyızdır. Özgürlüğümüzü korumamız gerek. Benim için siyasi partiler önemli değildir. Nerede bir kötülük görürsem ona karşı çıkarım. Parti adlarının bir önemi yoktur. Özgürlüktür önemli olan. Halk, özgürlüğü için başkaldırmaz , direnmez. Bir lokma ekmeğe, bir kaşık çorbaya değişir özgürlüğünü. Bunun için onların altına ateş yakmak, haklarını aramalarını sağlamak gerekir. Demokrasi istiyorlarsa onu kazanmak için savaşmaları gerekecektir. Bütüncül yöntemleri yıkıp, özgürlük, mutluluk içinde yaşamalarını ancak biz düşünürler sağlayabiliriz onlara...
Masanın üzerinde duran çatalı alıp duvara saplamaya başladı. Ucu kırılınca da öfkeyle fırlatıp attı. Ye zavallı çocuk, dedi bana üzüntülü bir sesle. Çağdaş dünyanın, uygarlığın kurbanı ye.
Geçmişin toplumsal yapılanması üç dayanağın üzerinde duruyordu: Rahip, kral, cellat. Uzun süre önce bir ses: Tanrılar gidiyor! dedi. Son olarak bir başka ses yükselip haykırdı: Krallar gidiyor! Şimdi üçüncü bir sesin yükselmesinin zamanıdır: Cellat gidiyor!
Eski toplum bu şekilde yavaş yavaş çökecek; böylece kader geçmişin yok olmasını tamamlayacak.
Tanrılar için üzülenlere: Tanrı kalıyor, denebilir. Krallar için üzülenlere: Vatan kalıyor, denebilir. Cellat için üzülenlere söylenecek bir şey yok.