Madame Bovary, kendini, içinde yaşadığı çevreden üstün gören, kocasıyla geçirdiği donuk hayattan nefret edip daha hareketli, daha heyecanlı, daha şatafatlı bir yaşam isteğiyle kendini bir takım
Kavramlara yüklediğimiz anlamlar doğrultusunda insanlığımızı inşa veya imha ediyoruz. Kavramların içini nasıl doldurduğumuza muadil olarak ortaya bir insanlık hâli koyuyoruz. Kavramlarla düşünüyor,
Kitabın baş kısımlarında epeyce İstanbul yazıları var. Kaderine terk edilmiş camiler, türbeler, tekkeler… Sonra Konya, Elazığ, Erzurum gibi birkaç şehirle daha ilgili yazılar… Çoğunlukla deformasyona dikkat çekilmiş. Şehirleşmenin çarpıklaşmasından tutun kültürün ve dolayısıyla insanın çarpıklaşmasına kadar… Bu arada yazarın çeşitli kurum ve kuruluşlara proje önerileri var. Kitaba adını veren bölüm çok ilginç detayları yakaladığım bir okuma sağladı. Ne olduğunu merak ediyorsanız kitabı okumanız gerekiyor. Yine bir bölümde (aslında art arda gelen iki bölümde) çok ilginç bulabileceğiniz bir araştırmanın sonuçlarına dair değerlendirme var.
Kitabı okurken tabiata müthiş bir özlem duyuyorsunuz. Hemen pılınızı pırtınızı toplayıp kendinizi bir ormanın kucağına atmak ya da küçük bir kasabanın dinginliğinde kendine yer bulmuş küçük bir bahçede mesken tutmak istiyorsunuz.