Mühendislerin icat ettiği makineleri kullanmadan, tek başına, bütün Paris'i sarsmış, altında cesetlerin yattığı o servetin sahibi olmuştu. Nana, zarif çıplaklığına bakıp güldüğünüz küçük bir salaklıktı; ufacık, utandırıcı, dünyayı tuttuğu gibi havaya kaldıran, alabildiğine güçlü bir şeydi. Aşırı gizem ve libido ile tüm erkekleri kölesi yapan bir kadın o. Erkeklerin ondan etkilenip adına aşk dediği çılgınlığı basite indirgeyip dalga geçen, tek amacı gösteriş ve şan olan bir karakter o.
Zamanında dili ve üslubu nedeniyle engellenmeye ve sansürlenmeye çalışılan bu eserde; gerçek hayatta namuslu gözüktüğünü sanıp çeşitli pisliklere bulaşan insanların cesurca maskelerini indiriyor Émile Zola. Nana karakteri vasıtasıyla yozlaşmış burjuvazi ve aristokrasinin çürümüş ikiyüzlülüğünü teşhir ederek sarsıcı bir sonuç sunuyor.