Yaşadığım ne varsa bir film şeridi gibi geçiyordu gözümün önünden. Ben ve benim gibi sonradan hidayet nimetiyle nasiplenmiş olanlar, yani Müslüman olanlar... Bu topraklarda yaşayan insanların her türlü imkana sahip oluşuna imrenir halde yaşarken, bu topraklarda nasıl oluyordu da Müslümanım demekten utanabilen bir nesil yetişebiliyordu? Anlamıyordum.
"Bu kız küçücük yaşında nasıl İslam'ı bulmuş da hicret yollarına düşüvermiş?" sorusunun cevabını arıyorlardı. Ah bir bulana değil de buldurana baksaydık. O'nun bitmez tükenmez merhametini, şefkatini, o kullarını sahiplenen ve çok seven biricik Rabbimi bir anlayabilseydik...
Geçmişte ailemden göremediğim muhabbeti, şu kısacık hayatımda, bu toprakların insanlarından gördüm ben. İşte o zaman size neden "Dünya'nın vicdanı" dediklerini, ülkenize sonradan gelen bir muhacir kardeşiniz olarak, üçüncü bir gözle çok daha iyi analiz ediyorum.
On altı yaşıma geldiğimde bir gece yarısı gökyüzünü tefekkür ederek Rabbimi bulunca, İslam dini ile tanıştım. Müslüman oldum. Yeni bir yol çizdim kendime.