"eğer bir kuyu yeterince derinse, içinde bütün bir hayatı gizleyebiliyormuşsun. yakınında olursa hele, hemen arka bahçede. o kuyu her şeyi yutuyormuş, tokmuş, kör değilmiş, hiç kullanılmamış suyu, yükselir ve alçalırmış yağmurlarda, attığım eşyanın seslerinden anlarmıştım. göremiyormuştum ama her eşya kuyunun dibini boylayıp karanlığa karışıp suyun dibine çöküp belli ki yerini buluyormuştu."
"Hayat bir aldatmaca, diyordu el ele, aldanacak ne cok şeyin varsa o kadar mutlusun. Bekliyordu, parmaklar kıpırdansın, onaylarcasına. Para işte! Taburede doğruluyordu. Onunla çoğalyor her şey, azalan yalnızca insan gibi insanlar. Göz ucuyla otobüs durağına da bakarak. Ya sevdiklerimiz bizi
bırakiyor ya da sevildiğimizde biz onları. Ayaklanıyordu. Birini seversen kaybedecek her şeyin oluyor, sevmezsen hiç. Bir kendin. Bütün bunlar her sabah hep aynı şekilde olurken, yalnız bugün herkes her şeyi biliyor gibiydi. Herkes ama herkes anlamına ermişti sanki şu aşkın, bu geciken metrobüsün, solmanın ve son bir kez parlamanun. Ve insan ölünce buluyor, o senin neyin? Sonra aklına takılıyor, artık soramazsin, sen
onun nesiydin?"