Benzersiz Kızım konusu açısından çok değerli ve önem verdiğim bir kitap oldu. Gerçek bir hayat hikayesinden esinleniliyor bu kitapta. Guadalupe Nettel’in arkadaşı Emilia’ya ithaf edilmiş ve kitaptaki ismi Alina. Tam da kitapın anlatıcısı kaza kurşunu ile çocuk sahibi olmamak için tüplerini bağlatmışken en yakın arkadaşı Alina çocuk sahibi olmak istemeye karar verir. Ama çocuğu genetik bir hastalık ile doğar. Doktorlar doğumdan hemen sonra ölecek demelerine rağmen bebek Ines uzun süre yaşar. Hatta yazarın Dua Lipa ile olan söyleşisinde yazar Ines’in hala yaşadığını belirtmişti. Annelik nedir, aile nedir, çocuğun bakımından kimler sorumludur, bu yük tamamen annelerin omuzlarında mı olmalı yoksa toplum birazını üstlenmeli mi gibi bir takım soruların sorulduğu ve düşündüren bir kitaptı. Bazen bir çocuğu bir yabancı kadının biyolojik annesinden bile daha çok sevebileceğini ve daha iyi bakabileceğini görüyoruz.
Konu olarak oldukça tatmin ediciydi. Ama bu tatmin duygusu daha çok son bölümlerde kendini hissettirdi. Genel olarak yazar konuya bir mesafe koyarak yazmış ve duygusuz hissettiriyor. Bu kadar hassas bir konunun hiç bir noktasında duygulanmadım desem yeridir.
Acaba evrenin bana mesajı ne? Çünkü Tesadüfen okuduğum bir önceki kitap da çok benzer bir konudaydı.
Okuduğum en tatlı çizgi romanlardan biriydi. Otobiyografik bir hikaye. Kitap Fabien Toulmé ‘nin down sendromlu çocuğuyla olan ilişkisini ya da ilişkilenememesini konu alıyor. Eşinin hamile kalmasından başlayarak, çocuklarının doğumu ve down sendromlu olduğunu öğrendikleri ana eşlik ediyoruz. Bu arada Engelli bir çocuğa sahip olmanın getirdiği korkular, önyargılar, toplumun çocuğu stigmatize etmesi, anne-babanın Julia’ya olan baştaki mesafeleri ve sadece zaman geçtikçe çocukları olarak kabullenebilmeleri, toplumun engelli insanlara olan önyargıları gibi konular kitapta vurgulanan öğeler arasındaydı. Tatlıydı.