İnsan en çok da doğru sandığı şeyler uğruna yanılıyor galiba… Çünkü inanırken sorgulamıyorsun, hissederken ölçüp tartmıyorsun. O an sana doğru gelen ne varsa, bütün kalbinle onun arkasında duruyorsun.
Sonra bir gün dönüp bakınca diyorsun ki:
“Ben bunu nasıl görmedim?”
Ama aslında gördün… Sadece görmek istemedin.
Çünkü inanmak, bazen gerçeği bilmekten daha kolay geliyor insana. İçine sinen bir “sanmak” varsa, onu bozacak her ihtimali görmezden geliyorsun. Ve işte o yüzden bazı hatalar “yanlış” olduğu için değil, fazla “inanılmış” olduğu için yapılıyor.
Belki de mesele hata yapmak değil…
Mesele, neye bu kadar gönülden inandığını fark edememek.
Ve insan en çok da şuna takılıyor:
Ben gerçekten yanıldım mı,
yoksa sadece inanmayı seçtim mi…
Çoğu zaman doğru sandığımız ‘ içimizdeki ben’e inanıyoruz. Aslında bu bir yandan vicdan rahatlaması bir yandan da vicdani bir katliamdır. En nihayetinde yine kendimizle baş başa kalıyoruz.
Santiago Nasar ölüyor, bu inceleme spoiler içermez. Sorgulama/mülakat tekniği ile yazılmış bu kısa romanda sadece okuyucu değil, tüm kasaba ahalisi de kimin ne zaman öldürüleceğini önceden