Sofrada hep eski günlerden konuşulur. Herkes geçmişiyle ilgili bir anı, bir öykü anlatır. Yaşadığımız günlerin, geçmiş günlerimiz kadar önem taşımadığı yaşa gelinmiştir çünkü.
Görülen her şey oraya bir yere, çocukluğun kayıp dünyasına yansıtılır. Mükemmel şehir oradadır, tanrısal şehir, o artık başımızdan geçmiştir ve daha sonraki tüm arayışlarımızda onun sadece benzerlerini fark edebiliriz, bazen daha başarılı olanları, bazen olmayanları.
Zaman bütün ölçü birimleriydi. Her şeyi ölçen biçen, parçalara ayıran, uzunluğu, eni, derinliği, hacmi, her ne varsa ölçebilir, çok uzağa fırlatan, unutan, eskiten, bölen, mesafeler koyan, her şeydi zaman.
Sağlık,tarihin bütün dönemlerinde olduğu gibi o zaman da sınıfsal bir mesele olsa da, ülkemiz henüz farklı sınıflara göre farklı türden hizmet veren özel hastanelerle kaynamadığından, toplumun en üst kesimleri ayrı tutulursa bu tür ortamlarda sınıf farkları görülmez olabiliyordu. Devasa bir pazar olmasının yanı sıra sınıfsal farklılıkları görünmezleştirdiği için de düzenin gözüne batan sağlığın ( benzer biçimde eğitimin de) sistemli bir şekilde özelleştirilmesinin toplumdaki dayanışma duygusunu nasıl parçaladığı, toplumun en kalın katmanını nasıl alt sınıflara bölüp birbirine düşman ettiği hakkında yıllar sonra yazacağım çalışmanın temelinde orada atmıştım.