Erdal Doğan'ın Sevgi Soysal biyografisi, beni yazarın gençlik yıllarımda okuduğum kitaplarına yeniden götürdü. Biyografinin adı, Sevgi Soysal Yaşasaydı Aşık Olurdum. Çok emek var, bir çok şey öğrenerek okudum. Ancak adını sevmedim; Sevgi Soysal'ı değil, biyografi yazarını öne çıkaran gereksiz bir vurgu gibi geldi bana. Bunu not ettikten sonra, Sevgi Soysal kitaplarını yıllar sonra yeniden okumanın yazarın hakkını teslim etmek açısından önemli bir deneyim olduğunu vurgulamalıyım. Hem bir kadın olarak yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz hem de okur olarak biriktirdiklerinizle kısacak bir ömre sığan Sevgi Soysal yazarlığını daha iyi takdir ediyorsunuz. Tante Rosa bana göre yazarın başyapıtı. Boşuna, Özdemir İnce'ye "Tante Rosa'ya sahip çıkın" diye vasiyet etmemiş. Tante Rosa, "bütün rüzgarlara açık" yaşamakta direnen, savrulan, sürüklenen, düşen, kalkan, yeniden düşen, yeniden kalkan cesur bir kadın. Bırakmayı, vazgeçmeyi bilen; aforozları, kuralları, küçümsemeleri önemsemeyip; sefaleti, yoksulluğu göze alarak güvencesiz,kimsesiz tek başına yürüme cesareti olan bir kadın. "Bütün kadınca bilmeyişlerin" tek adı Tante Rosa... Sonra bilip de bilmezlikten gelişlerin, öğrenip öğrenip unutuşların, erkeklere hem kapılıp, hem meydan okuyuşların... Tıpkı Sevgi Soysal'ın hayatı gibi...İletişim Yayınları'nın baskısında Selçuk Demirel de desenler çizmiş, pek güzel olmuş. Yenişehir'de Bir Öğle Vakti bir kavak metaforu üzerinden anlatılmış bir dönem romanı. Biliyorum yazar kızıyormuş öyle düşününlere ama ben de kavağın kapıcının üstüne devrilmesine takıldım! Yürümek ilk cinsel uyanışlardan yetiişkinliğe bir büyüme, kendini bulma romanı. İlk yayımlandığında bu kitabın "müstehcen" bulunup yargılanması inanılmaz geliyor. Keşke, genç okurlar Sevgi Soysal'ı daha çok okusa.