Çok uzaklarda göl görünüyordu. Nasıl da sessiz ve tek başına öylece uzanıyordu. “Ben öldüğümde böyle olacak demek.” diye düşündü Ördek. “Göl tek başına kalacak, bensiz.”
“Çoğu zaman, acının gerçekliği karşısında bir neden aranmıyordu. Suçlayacak kimse yoktu, özür beklemek beyhudeydi. Yalnızca acı vardı: başlangıcı ya da sonu olmayan, anlatıdan yoksun,sadece varlığıyla insanı sarmalayan bir şey. “
“Çocuktan önce çağımın cinsiyetçiliğinin içinden güle oynaya geçip gidebiliyordum, fakat anne olmak suratıma bir tokat indiriverdi. İkimizin de içselleştirdiği gizli önyargı ebeveynlikle beraber ansızın su yüzüne çıktı. Bizimkisi, Harris bir şey yaptığında alenen ödüllendirilirken ben aynı şeyi yaptığımda sessizce utandırıldığım bir düzendi artık.”
“Ama şimdi akrabalarıma bakarken o ödevin cevabının o kadar basit olup olmadığını merak ettim. Tam burada. Sekiz, on, on dört yaşlarımda içinden geçtiğim tüm o odaları ve içlerinde tanıştığım tüm o insanları düşününce… Belki de içlerinde kendimden bir parça bırakmış ve yanımda onlardan da bir parça götürmüştüm; ev denilen şey de böyle değil miydi zaten? Sizi şekillendiren şeylerin bir toplamı?”