"Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz ,Sultan Süleyman 'a kalmadi böyle hiçbir kitap yazmaz". Mabel Matiz'in bir şarkisinda geçer bu sözler. Kıtabi okuyup bitirdigimde yankilandi bu şarkinin sozleri kulağima. Iki farkli dünya ,iki farkli yaşam ,ayni senaryo,ayni kurulu düzen.İhtiraslar,hırslar,taht kavgalari,aşk,intikam ve para altinda ezilen, yok olan hayatlar...Mutlu olmayi herkes istiyordu. Göruntuleri binlerce ama bir turlu mutluluk vardi. Bir bastan binlerce başa ayrilmis bir pinarin neresinde hangi mutlulugu yudumlayacagini kimse bilemezdi.Lidya kralinin mutluluğu sarayi ,tahti,taci,parmaklarinin şiklatmasiyla emrine amade olan hizmetçileri ,kölesi,ülke üzerindeki itibariydi.Bır köleye göre mutluluk saray duvarlarina ilmek ilmek işlediği nakişi,o nakişa hapsettiği aşki ve gözyaşlariydi.Alevlerin arasinda tahti üzerinde can verirken Lidya kralinin hazineleri ona yardim edemedi. Kendini mutlu sanan insanlarin aslinda ne kadar aldandiklarini,dunyanin bir rahatlik ve mutluluk yurdu olmadigini olumden sonraki mutlulugu elde etmenin ise en buyuk erdem oldugunu o an anladi.Krallar da ölürdu.Önemli olan mutlu ölmekti.