Kitabı biraz uzun bir sürede bitirdim ki normalde bunu iyi bir şey olarak değerlendirmem ama bu kitapta martin eden sanki tanıdığım biriymiş gibi oldu zaman içerisinde. Sanki iki arkadaş gibi buluşacakmışız ve bana neler yaşadığını anlatacakmış gibi geçti aradaki zaman. Kitabın anlatımını dilini genel konusunu çok beğendim açıkcası akıcıydı. Ama ben herkesin beğenip kendinden bir parça bulması gibi göremedim onu. Her ne kadar kendine realist dese de o bir idealisti, normatif yaklaşıyordu her şeye. Onun için hep bir olması gereken vardı. Herkes martini çok sevmiş olsa da bence insanın ben merkezci yanlarını temsil eden bir karakter. bu kadar bencil olmasaydı dünyadan bu kadar soyutlanmazdı. Evet dünya kötü ve sen bunu doğduğun günden beri yaşıyorsun. Ve ideal insan olarak kendini gördüğü için geri kalan herkes ona boş ve anlamsız geliyordu. En doğrusu en haklısı en zekisi oydu onun için her zaman ve bu da sağlıklı bir durum değildi zaten. İlk kendi eski arkadaşlarını aşağı gördü sonra ise burjuvaziyi. Ait hissedemedi çünkü kimse onun mertebesinde değildi onun gözünde. Ruth onun için aşk değildi erişilecek bir zirveydi. Ve sonra onun da boş olduğunu düşündü. Ve lizzie eğer o hastalık cümlesini kurmasaydı asla kendisi için böyle düşünmeyecekti kendini de bir kılıfa soktu en sonunda diğer herkese yaptığı gibi. Martin eden gibilerle karşılaşmayacağımız günlere ...