"O kadar da kötü değil ama sizin ağaçlar için hissettiklerinizi ben çöl için hissediyorum,"... "Ağaçların dünyası beni şaşırtıyor efendim. Hayalet ve iblislerin gizemi ve korkusuyla dolu. İleri bakamazsınız. Çevreniz sarılmış ve karanlıktır. Güneş, ağaçların alacakaranlığında kaybolur. Bu alacakaranlıkta her şey gerçek dışıdır. Ormanın gölgesi içime ağırlık veriyor. Dallarının hışırtısını duymak karamsar yapıyor. Ben basit şeyleri severim. Rüzgâr, kum ve kayalar... Çöl bir kılıç hamlesi gibi basittir. Orman ise kördüğüm gibi karmaşık. Ormanda yolumu kaybederim efendim."
"Karabağ atlarının ahırına girmek Sultan'ın haremine zorla girmekten daha zordur. Tüm kasabada sadece on iki tane safkan kırmızı altın rengi at var. Onları görmek at hırsızı olmak demektir. Sahibi o mucizevi ata sadece savaş başladığında binebilir."
"Benim haremim olmayacak, Nino. Hiçbir zaman olmayacak."
"Ama karına peçe taktırırsın herhalde."
"Belki. Duruma göre değişir. Peçe kullanışlıdır. Güneşten, tozdan ve yabancı bakışlardan korur."
Kıpkırmızı kesildi Nino. "Sen hep Asyalı kalacaksın, Ali. Yabancıların bakışlarında ne var ki? Bir kadın beğenilmek ister."
"Bunu sadece kendi kocasından istemelidir. Açık bir yüz, çıplak bir sırt, yarı açık bir göğüs, zarif bacaklarda ince çoraplar. Bunlar bize göre bir kadının tutması gereken vaatleridir. Bir erkek gördüğü kadarıyla yetinmez, daha fazlasını görmek ister. Bu tür isteklerden erkekleri arındırmak için kadınlar peçe takarlar."