Sherlock Holmes serisini uzun süredir merak ediyordum. Seriye bu kitapla başlamış oldum ve açıkçası ilk birkaç sayfadan ilgi uyandırıyor. Aralıklarla okuyarak yarım günde bitirdim. Okuması hızlı olan eminim ki bir oturuşta bitirmeden elinden bırakmak istemez. Bazı olaylarda olay örgüsünü pek anlayamadım başta. Fakat olay çözüldükten sonra açıklamalar olayları anlamayı kolaylaştırıyor. Zannımca anlatım tarzına alışkın olmadığımdan kaynaklanıyordur, ki ilerleyen olaylarda konulara hakim olabildim.
Sunay Akın'dan okuduğum ikinci kitap oldu. Açıkçası ilk okuduğum kitap olan Kız Kulesi'ndeki Kızılderili kadar sevemedim. Belki içerisinde ara ara yer verilen yabancı isimlere çok da vakıf olmadığımdandır belki de kafamın dolu olduğu bir zamana denk geldiği için kitaptan tam potansiyelini alamamışımdır. Sunay Akın kuleleri çok seviyor onu anladım. Ayrıca kendini kültürel olarak da oldukça geliştirmiş olduğunu görüyorum. Birçok konuyu arka arkaya bağımsız şekilde verip sonunda birleştirip kişileri ve olayları bağlaması çok etkileyici fakat bazen kopukluk oluyor ve bağlantıyı yakalamakta zorlanıyorum. Aslında bu tarz benim de yazmak istediğim bir tarzdır öteden beri. Ama uzun zamandır yazan kendini yetiştirmiş birisi bile bazen yapamıyorsa ben hiç yapamam sanırım. Zaten uzun zamandır pek yazmıyorum. Ne şiir ne de nesir..
Sonuç olarak bu kitabı pek sevemesem de içinde sevdiğim birkaç bölüm, birkaç paragraf oldu. Etkilendiğim, yeni öğrendiğim pek çok bilgi oldu. Birisi sorsa ki hangi kitabını okuyayım? Kız Kulesi'ndeki Kızılderili derim. :)
Ayrıca bir not; kitabı Ankara'da İş Bankası Kültür Yayınlarından aldım. Kitabın neredeyse yarısında baskı hatası olarak sayfaları birleşikti. Uzun bir süre oturup maket bıçağı ile ayırmam gerekti. Kitabı değiştirebileceğimi söylediler ama o sırada öyle bir imkanım yoktu. Kitap hep yırtık parça pinçik.
Uzun süreli ilişkilerde çatışma doğal olarak ortaya çıkar. Önemli olan çatışmanın çıkmasını önlemek değil, çatışma çıktığı zaman nasıl konuşulacağını bilmektir.