"Gençleri sadece apolitikle değil, disiplinsizlikle, çalışmaktan kaçmakla, sabırsız olmakla, konfor düşkünlüğüyle, akıllarının bir karış havada olmasıyla, ne istediğini bilmemekle, her konuyu alaya almakla suçluyordu. "Hayatta tek istedikleri mutlu olmak, ama neyle mutlu olacaklarını da bilmiyorlar." diyordu. "Hedonist bir kuşak yetişti. Kendileriyle o kadar meşguller ki, orada boğuluyorlar sonunda." Aydın farklıydı tabii, sözü meclisten dışarıydı. Oysa kendi kuşağı öyle miydi? Devrim için canlarını ortaya koymuşlar, büyük bedeller ödemişlerdi. Karşısındaki adamın konuştukça, hali vakti yerinde orta sınıf bir avukattan birazdan Kışlık Saray'ı basmaya hazırlanan bir Bolşevik komisere dönüştüğünü gören Aydın, ara sıra nükseden bu kızıl histerilerin sonunda Orhan Bey'in gerçekçilik çizgisine çekilme hızına hep şaşırırdı. Az önce Lenin'e ders verecek bir özgüvenle konuşan adamın, seçimlerde herkesin sosyal demokraside buluşması gerektiğini, sağ açılımın mantıklı bir taktik olduğunu, artık burjuvazinin bile siyasal İslamcılardan şikâyet ettiğini, Batı'nın da bunları gözden çıkardığını savunması karşısında ne diyeceğini bilemezdi."