“𝑂 𝑚𝑛𝑒 𝑟𝑜𝑧𝑏𝑖𝑙"; tamamen saçmalık bu. Bütün suç bende, benim tarafımdaki o pek az gerçeğin içinde oluştu bu suç, hâlâ çok çok az gerçek var, hâlâ çoğunlukla yalanlar, kendimden korkumun ve insan korkusunun yol açtığı yalanlar. Bu testi, su yoluna gitmeden çok önce kırıktı. Ve şimdi, biraz olsun gerçeklerle kalmak için çenemi tutuyorum. Yalan korkunç bir şey, daha beter bir ruhsal işkence düşünülemez. O yüzden senden rica ediyorum: Bırak sessiz kalayım; şimdi mektuplarda, Viyana'daysa konuşmalarda.
Toplum, erkeğin cinsel deneyimini, onun gelişiminin doğal gereği sayarken, kadının benzer deneyimine korkunç bir musibet, namusunu ve bir insanda bulunan bütün iyi ve güzel faziletleri kaybetmesi gözüyle bakar. Toplumdaki bu çifte ahlâk standardı, fahişeliğin doğuşu ve sürdürülmesinde hiç de azımsanmayacak bir role sahiptir.
Her halükarda kadının bir ruhu yoktur- kadına dair bilinecek ne vardır ki? Bununla birlikte bir kadının ne kadar az ruhu olursa kocası için o kadar kıymetli bir eş olur, kendisini kocasının içinde kaybetmeye o denli daha hazırdır. Ancak bugün artık kadın kendisini buluyor; efendisinin lütfundan bağımsız, özgün varoluşunun farkına varıyor.
Siz esnaf hikayecilersiniz diyordu istasyon şefi bize. Aslında ben memur ya da esnaf olarak nitelenmek istemiyordum; biz sanatçıydık. Ayrıcalıklı bir durumda olmalıydık.
Senin de bilinçaltın var mıydı babacığım? Bana öyle geliyor ki sizin zamanınızda böyle şeyler icad edilmemişti. Sanki osmanlıların böyle huyları yoktu gibi geliyor bana. Senin fesli ve resingotlu rwismlerini gözümün önüne getiriyorum da, bu görüntüyle ‘varoluşçu bir bunalımı’ yan yana düşünemiyorum doğrusu.