Kızın ağlayıp çığlıklar attığını bütün kasaba görmüşken erkekler Anna’nın yeterince direnmediğini söylemiş ve onun yerine küçük kız kardeşini cezalandırıp kızı fahişelik yapmak üzere kasaba dışına sürmüşler . Hikayenin bu kısmını kimse anlatmıyor…
Bugün kasabada gezinmemiz ,oğlanlar ana ambardaki erkeklere katılıp kaderlerimizi büyükbaş hayvanlar gibi satın alarak takas etmeden önce kendimizi son bir kez göstermemiz bekleniyor. Doğar doğmaz ayağımızın altına babamızın mührünün damgalandığı düşünülürse büyükbaş hayvan benzetmesi de boşuna değil …
İstanbul sahiden bitmişti. Toplumun dibindeki adamlar değil, hepimizin ortak vurdumduymazlığı,ortak acımasızlığı,ortak cahilliği bitirmişti bu şehri. Ama hala kalıntılarıyla beslenip duruyorduk işte, dişleri için öldürülen bir filin devasa gövdesini didikleyen akbabalar gibi …