Hayatın bana öğrettiği tek şey, ne kadar sığ olduğudur. O da geri alan her şey gibi yüzeyde dolanıp durur, asla gerçekliğe götürmez beni, ki hakikat için oğullarımız, sevgililerimiz gibi ağır bir bedel dahi ödeyebiliriz.
Her çatı göze güzel görünür, ancak içine girdiğimizde hep bir trajediyle karşılaşırız; sızlanan kadınlar, sert bakışlı kocalar, unutuş ırmağının seli ve insanlar sanki eskiler çok kötüymüş gibi "Yeni haberler var mı?" diye sorar...
Bütün felaketlerin içine nasıl da afyon zerk edilmiştir! Yaklaştıkça korkunç görünür; oysa nihayetinde rahatsız edici bir şey yoktur, kaygan zeminden başka.
Yolcusu olduğumuz gemi dışındaki bütün gemiler romantiktir. Güverteye adımımızı atar atmaz romantizm çıkıp gider, ufuktaki gemilere yapışır. Hayatımız sıradan görünür gözümüze, onu kaydetmekten kaçınırız. İnsanlar ufuktan, o sonsuz geri adım atma ve atıfta bulunma sanatını öğrenmişe benziyor.
Yaşamak ve yılı çıkarmak için yeterli kaynağımız var; ancak kenara koymak, yatırım yapmak için tek bir meteliğimiz yok. Keşke aklımız biraz daha akıllı olsaydı! Kaynağına yakın fabrikaların suyunu kuruttuğu bir nehrin aşağısındaki değirmenciler gibiyiz. Yukarıdaki insanların su bentlerini yükselttiklerini kuruyoruz aklımızda.