Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana
En büyük arzum bu düzene ait olduğumu unutmak. Ne o bana iyi geliyor (bunun gibi iyi şaraplar hariç) ne de ben ona. Bu açıdan pek birbirimize benzemiyoruz.
Katherine, "Korku bizi bencillestiriyor," dedi. "Ölümden ne kadar çok korkuyorsak kendimize, esyalarimiza, güvenli alanlarimiza... bizim için tanidik olan seylere o kadar çok tutunuyoruz. Yogun milliyetçilik, ırkçılık ve dini hoşgörüsüzlük sergiliyoruz. Otoriteyi reddediyoruz, toplumsal ahlaki degerleri umursamiyoruz, kendimiz için baskalarindan çalıyoruz ve daha materyalist bir hale geliyoruz. Gezegenin kaybedilmiş bir dava oldugunu ve hepimizin zaten sonunun geldigini düsünerek çevremize karşı sorumluluk duygumuzu kaybediyoruz."
"Birçok kişi ölümden korkuyor ve bunun baslarina gelebilecek en büyük felaket olduğunu düşünüyor. oysa ne dediklerini hic bilmiyorlar. Ölüm tükenmiş bir bedenin çözülüşüdür... bir beden yeteri kadar geliştiğinde nasil anne rahminden ayrılıyorsa bir ruh da mükemmeliyete ulaştığında bedenden ayrilir."