Nar, zamana dayanmayan, daha ilk soğuklar da çatlayarak kanlı gözyaşlarını döken bir yaratık, ayvaysa, kış geldikçe kabuğunu kalınlaştıran, sağlam bir Hisar’ın içinde benliğini koruyan buruk kış meyvesidir. Tadıyla düşmanın oyunları gibi aldatıcı, gerçekteyse boğaz tıkayıcı bir yemiş.
Demekki narin olgunlaşması, tarihteki parlak zamanların artık sona erişine, kış, çöküntüye, aynanın gülüşü de iyice kötü ve trajik Çağlar’ın gelip çatmasına denk düşer.
Masalarımızdaki, padişahın has bahçesindeki yarı kızarmış elma, Ülkü sembolümüz olan kızılelmanın bir çocuğa sunuluşundan başka bir şey midir? Ağlayan nar, genel gidişteki acı çöküntünün bir yansıması, gülen ayva da, durumumuza sevinen karanlık kuvvetlerin şeytan yüzlerinin bir sembolü değil midir?