İster öğretmen, ister manastırın müdürü, ister günah çıkaran bir rahip ya da başka şey olayım, güçlü, değerli ve ötekilerden değişik bir insana rastlayıp da onu anlayamamak, ondaki zenginlikleri keşfedememek, onun gelişmesine katkıda bulunamamak gibi bir duruma düşmek istemem.
Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek i, sonra yapılacak hiç bir şey bulamamak… Ve nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir şekilde hissetmek… Bu, uzun zaman dayanılır şeylerden değildi.
Konuşmaya ne lüzum var? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahluklar , birbirinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.
Birbirleri için ne kadar tabii ve lüzumlu iseler, etrafları için o kadar garip ve manasız olduklarını karanlık bir şekilde hissetmiyor değildi.
Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı…