"Bize yiyecek getirenlere özgür insanlar derdik. Ne şaka ama... Yöneten sınıflar olarak bizler bütün toprakların, bütün makinelerin, her şeyin sahibiydik. Yiyecek getirenlerse bizim kölelerimizdi. Ellerindeki bütün yiyecekleri kendimize alır, aç kalmayıp çalışarak bize yiyecek getirmeye devam etsinler diye onlara da azıcık bir şeyler verirdik...”
Gerek bazı ülkelerin dağılması veya sarsıntılara maruz kalmasının acı örnekleri, gerekse de diğer halkların iyi bir düşüncenin ürünü olmaya uyumlu ve düzenli hayatına dair mutluluk öyküleri sadece devleti yöneten şahısların bakanlar, krallar veya milletvekillerinin icraatlarının sonucu değildir. Bunlar her vatandaşı ilgilendiren meselelerdir. Erkek ya da kadın, genç ya da yaşlı, şehirli ya da köylü kas gücüyle ya da beyin gücüyle çalışan herkes bu meseleleri düşünmelidir. Ülkelerim güçlü veya zayıf, halkların gelişmiş veya geri kalmış olmasının altında yatan tek neden yönetici nasıl biri olursa olsun iyi veya kötü, kahraman veya zalim her zaman kendi halkının canından bir candır, onun bir parçası, ruhunun yansımasıdır. Halk nasılsa, onu yönetenler de öyledir. Bu yüzden de her halkın hak ettiği iktidarlara ve yöneticilere sahip olduğu eskiden beri söylenegelmektedir.