Cinselliği konuşmayı, anlamayı yasakladığında, cinsel enerji yok olmuyor. Sadece konuşmamış oluyorsun ama o enerji hayatının tümünü etkilemeye devam ediyor.
İlki şu; tanışma ve anlamlı bir ilişki kurmanın sıcaklığı içinde rahatsız edici yönlerin farkına varmama hali. Daha sonra gerçeği görmeye başlayınca karşıdakini değişmekle, ilgisizlikle suçlama hali. İkincisi; ilişkinin başlarında hoşa gitmeyen bazı yönleri görmek ama "Ben onu sonra değiştiririm," beklentisiyle sesini çıkarmamak. Karşıdaki değişmeyince de, "Beni seviyorsan değişirsin!" tavrını takınmak. Bir üçüncüsü de, "Evlendiğimizde böyle değildik, ikimiz de değişmeye başladık", olgusu.
.
.
.
Kişi, karşısındakinin değişmemesini isteyip yatırımını ona göre yaparsa sonrasında kafasını taşlara vurur. O değişecek, sen de değişiyorsun. Hayatın kendisi değişiyor.
.
.
.
Kendi değişiminle ve onun değişimiyle dans etmeye başlayacak, o değişim içerisinde sürekli canlı kalacaksın, sürekli yeni kararlar vereceksin. Yani güreş değil, dans. Müzik değişecek, dans değişecek, dans ettiğin kişi değişecek, görünüşü değişecek. Sen kendin de değişeceksin.
.
.
.
Manzara değişecek; bindiğiniz otobüsler, uçaklar değişecek; gittiğiniz yerler ve tanıştığınız insanlar değişecek. Konuştuğunuz konular değişecek, gözlemleriniz değişecek ama yoldaşlık baki kalacak.
Bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en büyük hediye, ona her koşulda ayağa kalkabilecek gücü kendinde bulabilme yetisini kazandırmaktır. İşte bu yılmazlıktır. Böyle yetişen biri ne yaşarsa yaşasın, "Her şerde bir hayır vardır," diyebilir ve artık o seviyedeki sorunları rahatlıkla atlatır.