Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, çorap giydiğinde o yara çoraba yapışır, çorabı çıkarttığında kabuk kopar ve tekrar kanar. İyileşmesi zaman alır. Ayakkabıyı çorapsız giyemezsin, çorapla giysen yine yapışır. Aile yaraları biraz böyledir. Yürümekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder.
Yalnız Muazzez, "Burda olduğun kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi" diyeceksen eğer, kırk yıl düşünme, güzelim aklına yazık. Çağıracaksan kaldırma elini, elinin işaretine yazık. Sesleneceksen incitme sesinin telini. Gel anlaşalım, gözünün önünde bekleyeyim, göz kırp, ıslık çal, bir ışık yak, o dakika sendeyim...
Söylemek istemezdim ama, yakın çevrem başka biri konusunda ısrarlı. Fakat sen giderken kalbimin misak-ı milli sınırlarını çizdin de gitti Muazzez. Kalbim sadece Muazzezindir ve kat'a parçalanamaz. Bundan sonra istikbalimi Muazzez belirleyecektir. Yokluğunla gelen kapitülasyonlar aynen devam. Alınan bu kararlar ışığında kartografyaya sardım, yokluğunun haritasını çıkarttım. Kuzeyde, güneyde, doğuda batıda tüm sınırlar seninle başlıyor, seninle bitiyor Muazzez. İtalya nasıl çizmeyse, kalbim de kuş bakışı bakınca dudakların işte. İyi ki bitmiş Muazzez, bitmeseydi kalbim, ben hayatta kalayım diye, öyle kendi kendine kan pompalayacaktı. Şimdi öyle mi bak. Garibim; hayatta kalmak için, bana rağmen bağımsızlığını ilan etme peşinde. Sahi Muazzez; sensizliğin yüz ölçümü ne?