"Bir trene binmek rastgele defolup gitmek istiyorum, trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak, küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak, kalemimde mürekkep kalmıyor insanlar beni görmüyorlar insanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum...
Sesler o kadar yoğun ki, bir yerde artık tükenmiş bir ses iç çekiyor, bir yer de henüz tükenme aşamasında karşısındakinden destek bekleyen bir ses yakarış, birde bir bağlama sesi sanki dertli insanlarin sesi zaten insanlar dertli yüzlerinden nefeslerinden belli daha da efkar basıyor sanki. Kendimi bağlama sesine ve türkü söyleyen sese veriyorum bu sefer, bu arada elimde kitabım ve çok yoğun kelimeler okuyorum zaten düşünceler içerisindeyim. Bu aralar hemen de gözlerim doluyor ama akmıyor dışına akmıyor aslında içine akıyor sanirim. Disariya ciktigimda bu sefer yagmurun sesi. Yagmur sesini cok seviyorum hem boyle bir ferahlik geliyor hem de aşk. Bir ritmi de var yağmurun sesinin hangi şarkıyı bulmak istersen. Kendimi yağmura veriyorum bi taraftan da ıslanıyorum Sanki bir film setinin içerisinde gibi. Aslında zaten bir film setinin içinde değil miyim? Bu kadar yoğun duygulardan sonra üstüne tiyatro oyunu. Ama nasıl bir oyun üstadlardan şiirler. Koltuğumda yerimi aldim ' o mahur beste çalar müjganla biz aglasiriz' yok yine içime aktı... başımıza şiirler aktı hem ruhuma hem başıma..
Nasıl bir geceydi.. İstanbul benim için bir senfoni bütün sesler duygular öyle yoğun ki...