İnsanın doğruyu yanlıştan ayırabilmesi diğer varlıklara olan düşünsel üstünlüğünü kanıtlar; buna rağmen yine de yanlış yapabilmesi, yanlış yapamayan varlıkların ahlaken aşağısında olduğunu kanıtlar. Bu fikrin çürütülemeyeceğine inanıyorum.
Her halükarda hükümetler masumlara bazen zalimce davranırlar. Adamın birini astılar diyelim-bu önemsiz bir ceza; ailesinin yüreği parçalanıyor-asıl ağır olan bu. Eşini döven bir adamı hapse atıp besliyorlar ama zavallı eşi ve çocuklarını ortada aç bırakıyorlar.
İnsan bukalemun’dur; doğasının yasası gereği barındığı yerin rengine bürünür. Çevresindeki etkiler tercihlerini, sakındıklarını, siyasi görüşlerini, beğenilerini, ahlakını, inancını yaratır. Bunların hiçbirini kendisi yaratmaz. O yarattığını sanır ama aslında meseleyi derinden incelememiştir.
Temiz, namuslu bir din adamının kamu görevi için karşı taraftan aday olan dürüst bir adam yerine, kendi safından bir hırsıza oy vermesini ele alalım.
O da iç huzurunu sağlamak zorundadır. Kendi partisinin ikbali söz konusu ise toplumsal ya da kişisel ahlaka sahip değildir. Daima kendi yapısına ve eğitimine uygun davranacaktır.