Allahu Teâlâ'nın "halilim" (dostum) dediği, Peygamber Efendimiz'i büyük dedesi Hz. İbrahim'in 160 yıllık hayatının yarısından fazlası (75 yaşına kadar Harran'da yaşadı) Urfa ve Harran'da geçmesine rağmen biz neden kendi inancımıza, inancımızın kıymetlerine, kıymetlilerimizin mukaddes izlerine bu kadar yabancılaşmıştık?
Yıllardır Kur'an'dan tetkik ettiğim, geçmiş kavimleri ve peygamberleri anlatan âyetlerden gördüğüm ve anladığım bir şey var: Namaz, oruç, zekat, haç vb. birçok ibadet, bizim Rabbimize olan şükrümüz, yani teşekkürümüzdür.
Allah bunların dışında bizden samimiyet görmek istiyor; mesela yürekten bir hissetme ile O'nu sevmek, güvenmek, duayı ezbere değil, büyük bir içtenlikle yapmak, her an, her yerde O'nu samimi kalple hatırlayabilmek, O'nun için başlamak, O'nun için vazgeçmek, nimetleri karşısında nankörlük etmemek, O'na ait olanın O'ndan olduğunu bilip bunu kalp ve dil ile ifade etmek. Kur'ân'da birçok kavim ve şahsın en çok bu olumsuz tutumlarına, nankörlüklerine dikkat çekiliyor.
Hz. İbrahim kavmine sorular sorarak düşünmelerini sağlıyor:
"Peki ama siz kendilerine yalvardığınızda onlar sizi duyabiliyorlar mı?" Müthiş bir sorgulama cümlesi! Herkes bu soruyu kendisine sormalı. Benim putum ya da kıymetlim, peşinden gittiğim, beni önemsiyor mu? Benim için dertleniyor mu?
Kendi ailesi, menfaatleri, ikbali kadar beni ve çocuklarımı düşünüyor mu? Bu konuda tedbirler alıyor mu?
Yoksa her şey o ve yakın çevresi için mi söz konusu oluyor?
Rivayete göre İdris() (adı Batı'ya Hermes-Enoch olarak geçmiştir) insanlara şehir kurmayı öğreten peygamberdir ve 180 şehir kurmuştur. Bunlardan bir tanesi de Urfa'dır.