Korku
Baş karakterimiz Irene Wagner'ın, eşi avukat ve iki çocuğu vardır. Hayatın getirdiği rahatlıktan artık sıkılır ve maceraya yelken açmak ister. Bunun etkisiyle kendisini genç bir piyanistin kollarına bırakır. Sevgilisinin evinden çıkmakta olduğu vakit duyduğu korkuyla serüvenimiz başlar. Evden dışarı çıkarken, yaptığı kaçamaklardan haberdar olan bir şantajcı tarafından tehdit edilir. Bu şantajın getirdikleriyle kitabı okuruz.
Zweig'ın, psikolojiyi çok iyi işlediği tüm kitapları gibi bu kitabıda büyük bir zevkle okudum. Karakterin yaşadığı duyguları okurken birebir kendimde hissettim. Tabi ki bunda Freud'un da etkisi vardır. Ne de olsa Zweig'ı da Freud etkilemiştir.
Okurken korkup,daralıp,sanki boğazınızı biri sıkıyormuş gibi hissedeceksiniz. Bu kitabı herkesin okumasını öneriyorum. Kitapla kalın.
instagram.com/p/BfRNPHvn1wR/?...
"Rakamlar sınırları belirler; iyinin, mükemmelin sınırları yoktur."
Uçmak onun için bir tutkuydu ve Martı Jonathan Livingston herkesle aynı olmak yerine farklı olmayı tercih etti.Balıkçı teknelerinin üzerinde dolanıp sadece karnını doyurmak ona yetmedi. Amacı daha hızlı daha yükseklere uçmaktı. Martı olduğunu ve bunun sınırlarını bildiği halde kendi çizgisinin dışına taştı.
İstedikten sonra yapılmayacak hiçbir şey yoktur. Kendimizi sınırlamadığımızda, gerçekten bir şeyi istediğimizde onun için son gücümüzle çabalarsak ve sımsıkı ona tutunursak o şeyi elde ederiz. Bunun en güzel örneğini de kitabımızda görüyoruz.
Ufkunuzu açacak, istedikten sonra her şeyi yapabileceğinizin kanıtıdır bu kitap. Başkalarının özellikle cahillerin size yapamayacaksın sözlerine aldırış etmemenizi örneklendiren ve öğütleyen kitaptır. Okuyun, okutun ve kitapla kalın.
Anlamak, anlatamamak, kendimizi anlamak, kendimizi anlatamamak, anlaşılmayı beklemek... Hikmette bundan bahsetmiyor muydu: "Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum."
Hikmet, kendi içinde birçok Hikmetle karşılıyor bizi. İç çekişmeleri arasında kendini kaybeden, başkalarına ve kendisine zihninde oynadığı oyunlar arasında kendini bunlara kaptıran, yaşanan oyunları sorgulayan başkarakterimizdir.
Anlaşılması zor bir kitap ama anlaşıldığı zaman okumasından muazzam bir tat alıp, kitabı bitirmek yerine her okuduğunuzda bitmemesini diliyorsunuz. Benim gibi Dostoyevski hayranıysanız bu kitabı beğenerek okursunuz. Oğuz Atay da Dostoyevski'den etkilenmiştir bunu da kitap içerisinde anlıyorsunuz zaten. Kitapta altı çizilecek birçok yer var. Beğenerek okudum ve herkesin okumasını isterim. *10 üzerinden 10*
Oğuz Atay | TUTUNAMAYANLAR
Kitabı alırken içinizde akıcı bir kitap hemen okurum biter diye bir düşünce varsa bir daha düşünün derim. Bir bakıma 724 sayfa olan kalın bir kitabı ne kadar hızlı okuyup sindirebileceğinizi sanırsınız bilemem. Ben yaklaşık 5 ay gibi bir sürede okudum, baya sindirerek okumuşum galiba. Tabi kitaptan kaynaklı bir durum değildi bu. Oğuz Atay’a karşı beslediğim derin sevgi kitabı en anlaşılmaz ve ağır olsa da okumamı bitirecek kadar büyük fakat tutunamayanlar o kadar abartılacak kadar ağır bir kitap değil.
Kitapta Selim’in intiharıyla Turgut bir zamanlar en iyi arkadaşı olan Selim’i araştırmaya ve anlamaya çalışır. Peşinden koşturur; arkadaşlarıyla, ailesiyle, sevgilisiyle vs. konuşur. Onu arar, bu süreçte kendisini de anlamaya, aramaya başlar. Gözleri açıldıkça zavallı insanlardan nefret etmeye, etrafında dönen oyunları görmeye başlar. Bu süreçte kendisini anlayabileceği bir insan olmadığını da anlar. Onu anlayacak tek insan olan Selim de intihar etmiştir. Konuşacak kimse bulamayınca kendisiyle konuşmaya başlar ve bu süreçte Olric sahneye çıkar.
Tutanamayanlar kitabının dikenli dallarından geçtikten sonra Selim’in güllerine(günlüklerine) ulaştığınızda kitaptan artık alabileceğiniz zevkin en uç noktasına ulaşırsınız. Okuduğunuz her bir parça ruhunuzu kamçılar ve Selim’i daha iyi anlamaya başlarsınız.
Kitapla kalın.