“Dedim ya, bir yabancıyım ben bu dünyada; kâinatı bir ucundan ötekine dolaştım sayılır, dolaştım, fakat başımı dinlendirebilecegim bir yer bulamadım. Ne tanıdığım birine rastladım, ne de aklımdan geçenleri dinlemek isteyen birine.”
“Ruhum kalbimi sorgularken, varlığım, kimliğim, kökenim üzerinde tereddütler yaşıyor; fakat hep bilinmeyen kalıyorum yine de, hep dipsiz yalnızlığıma gömülü..”
Bir yabancıyım ben bu dünyada. İflah
olmaz bir yalnızlık ve onun yaşattığı yoğun, derin bir iç daralması, iç sıkıntısı içinde geçiyor benim bu sürgün hayatım. Yalnızım, fakat yalnızlığımın içinde bilinmeyen, esrarlı bir ülke tasavvur ediyorum; ve bu tasavvur, gözlerimle asla görmediğim büyük ve uzak bir ülkeye ait hayaletlerle dolduruyor rüyalarımı.Kendi halkım, kendi insanlarım arasında bir yabancıyım ve ne dostum, ne arkadaşım var benim. Birini gördüğüm zaman,içimden, "Bu da kim," diye soruyorum kendi kendime, "bu da kim? Nasıl biri olarak tanıyorum onu? Niye burada bulunuyor?Ve hangi hukuk beni bağlıyor ona? "