Gumilev'in dediği gibi, bir etnik topluluk kutsal kabul ettiği bir sembol için ölmeyi göze almışsa, o artık bir millettir. Halbuki Kürdlerin uğrunda ölümü göze alabilecekleri tarihi bir sembolleri yoktur. Bugün Hristiyan olmakla birlikte Gagavuzlara kurda dokunmamayı, onu avlamamayı, ona bir tür kutsiyet atfetmeyi kimse telkin etmemiş; aksine Türklerdeki türeyiş efsanesi etnik hafızalarına kazınmıştır. Kurda saygı hala Anadolu'da ve Orta Asya'da yaşatılan bir gelenektir. Ergenekon vadisi yalnızca efsanede geçen hayali bir yerdir; ama Türklerin kutsalları arasındadır.
İşte Kürd teorisyenlerin en çok zorlandıkları ve sıkıştıkları noktalar da bunlardadır. Altın çağı ve şiirsel mekanları milat öncesi yaşamış halklarda aramakta; ama iddialarını arkeoloji ve filolojiyle pekiştirme konusunda tamamıyla köşeye sıkışmaktadırlar. Nitekim İzady ''en küçük halkların bile dünya müzelerinde sanat eserleri sergilenirken, Kürdlere ait hiçbir eserin bir halı veya kilimin, hatta kırık bir ok ucunun bile yer almamasından'' şikayet etmektedir.
Hadi aradaki adavetten dolayı Türkiye, İran ve arap müzelerinde Kürd yadigarlarına yer verilmediğini, red ve inkar politikası uygulandığını varsayalım; peki Almanlar, Amerikalılar, İngilizler, Ruslar vs de mi müzelerimizde Kürdlere ait kırık bir ok ucu dahi sergilemeyelim diye söz birliği ettiler? Olmayan şeyin neyini sergileyecekler? Yoksa iskitlere, perslere veya bölgede yaşayıp tarih sahnesinden silinmiş halklara ait arkeolojik yadigarların üzerine ''Kürdlere ait eski bir...'' ibaresini mi, yahut etnik akrabalığı tarihen ve bilimsel olarak ispat edilmemiş sınır tanımaz iddialara istinaden ''Kürdlerin ataları kabul edilen Hititlere ait bir....'' yazısını mı yazmalıydılar?
Naci Kutlay diyor ki ''Pek çok Kürd prensi, Türk hakimiyetindeki zayıflıktan yararlanarak tam bağımsızlık için acele etti. Bunlar arasında Azerbaycan ve Doğu Kürdistan'daki Ahmedyal, Zangan ya da Musul Zengileri, Erbil ve Kerkük'teki Kukboridler vardı.
Biz tarihte kukborid adında bir hanedan bilmiyoruz, ama Erbil ve Kerkük'teki Kökböriler adına konuyla ilgili tüm tarih kitaplarında bir atabeyliği olarak rastlıyoruz. Biz, kendi Kökböri'mizi alalım, muharref ve muhayyel Kukborid Kürd prensliğiyle ise varsın siyasi Kürdçüler övünmeye devam etsinler. Bu arada Zengileri ve Kökbirleri büyük bir zevkle Kürd prensleri olarak gösterip Kürd gençlere övünme vesilesi yarattığı için Naci Kutlay'ı da tebrik etmek gerekir.
Mehmed Emin Zeki Bey'in Küd ve Kürdistan Ünlüleri kitabında şöyle bahsediyor ünlü Türk tarihçisi İbrahim Peçevi tarih kitabının 2.cilt 55.sayfasında şöyle der: ''Huyu ve mizacı sert olan müftü ebusuud Kürd asıllıdır'' İmadiye Irak'ta olabilir ve öyledir; Musul da Irak'tadır ama o zamanlar bugünkü Irak Osmanlı sınırları dahilindeydi. Peki bu eyalette ve bu kasabada doğan büyüyen herkes Kürd müdür?
Gelelim İbrahim Peçevi'nin delil gösterilmesine. Eser, Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal tarafından günüm Türkçesine aktarılmış ve Kültür Bakanlığı tarafından iki cilt olarak 1999 yılında bastırılmıştır. Bir Kere Mehmet Emin Zeki Bey'in dediği gibi Peçevi'nin o kaydı kitabın ikinci cildinde değil, birinci cildinin 56-57.sayfasındadır. Orada hakkında yazılan ise yalnızda şudur: ''Ebusuud Efendi uzun boylu, zayıf yüzlü, sarığının sarılışına özen göstermez, tutum ve davranışlarıyla tamamıyla mollaca idi. Bugüne kadar bilginlerden hiçbiri onu yermemiştir.'' Görüldüğü gibi burada ne sert mizaçlı olduğu yazılı ne de Kürd. Acaba eseri bugünkü Türkçeye aktaran B. Sıtkı Baykal mı gayret-i milliyetle metni değiştirdiği düşüncesiyle İst. Kütüphanesinde orjinal nüshaya baktık. Orada da Ebusuud'un Kürd olduğuna dair bir kanıt yoktu.