...
Şimdi yolları uzaktır o kentin; aramızda bin kilometre yol, nice sıradağ durur ve unutulmuş gibi susan ihanetler anılarda vurulur, vurulur!
Şimdi o kenti onunla birlikte yeniden sevmek, artık ölmekten zordur; o, kendi şafağını kirletmiş bir ufuktur.
İşte bir kentti ve bir sevda. Özlemi yitik, cürmü enkaz; daha dağıtır rengini yalnızlıklara. Bir kentti ve bir sevda: önce ağrılar, şimdiyse anılarla.
Bir kent, gidince ve bir sevda, ayrılınca biter mi? Bir kent bitse bile, bir sevda bitse bile, o kente ve o sevdaya gitmiş olmak bitmez ki...
...
"Aşk" diyordum, yeniden! Yeniden apansız geliyordu... Bir firari, 'alnına kanayarak sürdüğün aklığı koru!' diyordu. Birileri bu şiire ısrarla giriyordu. Birileri bizi terk eden aklığı koruyordu...
Kadın susar, çünkü umudunu yitirmiştir. Farkına varmıştır bazı gerçeklerin geç de olsa, uğruna savaş verdiği şeylerin beyhude bir çabadan ibaret olduğunu anlamıştır.
Belki de bu yüzden içimde bir sonbahar acıyor; öyle acıyor, öyle acıyor ki, acılar acısız kalıyor. Mevsimler üstüme devriliyor kışlar kış'sız kalıyor! Devrimler öksüz, kalemim safsız kalıyor. Bizi zaman yeniyor aşklarım aşksız kalıyor.
Bunları düşünüyorum ve akıp gidiyor günler siyah beyaz resimler hırçınlığında. Sormuştun ya, işte her şey ortada, her şey! Önce kuşları vurdular orada... Paramparça parçaları bir yana; bir bir savruldu yangınların ortasına kanatları da. Ben soluk soluğa peşindeyim, seni buldum. Seni buldum ya, bu kez seni vurdular orada, seni!