Öleceğinize inanıyor musunuz? Evet, insan ölümlüdür, ben de bir insanım: O halde... Ama hayır, sorduğum o değil: Bu kadarını bildiğinizi biliyorum. Benim sorduğum: Hiç buna inanmışlığınız var mı, yani sonunuzun geldiğine inandınız mı, aklınızla değil, bedeninizle inandınız mı, şu an bu sayfayı tutan parmaklarınızın sararıp kaskatı olacağını hiç hissettiniz mi?
Hayır, elbette inanmıyorsunuzdur; bu nedenle bugüne kadar hiç onuncu kattan sokağa kendinizi atmadınız, bu nedenle bugüne kadar yemeğinizi yediniz, sayfaları çevirdiniz, tıraşınızı oldunuz, gülümsediniz, yazdınız, çizdiniz...
Bugün benim için de aynısı -evet, tamı tamına aynısı geçerli. Biliyorum ki, hemen saatin küçük kara ibresi gece yarısına doğru şuraya, tam aşağıya inecek, ardından yine yavaş yavaş yukarıya çıkıp son bir çizgiyi geçtiğinde inanıl-maz bir sabah başlayacak. Bunu biliyorum bilmesine, ama yine de sanki pek inanmıyorum buna; ya da belki yirmi dört saat şu anda bana yirmi dört yıl gibi geldiği için böyle. Bu sayede hâlâ bir şeyler yapabiliyorum,